Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki bu bir inceleme değil ustaya / ustama saygı duruşudur. Bugün -kendi çapımda- öykü yazabiliyorsam bunun ilk ateşleyicisi üstat Aziz Nesin'dir. Çocukken oyuncaklarım evin kütüphanesinde sıra sıra duran ansiklopedilerdi. Okumayı söktükten sonra çocukluğumun ayrılmaz bir parçasıydı. Onlar varken evin dışında oynamaya hiç ihtiyaç duymayan kendi kendime yeten biriydim.
Gel zaman git zaman hayatın bana yeni yollar sunduğu, "cep delik cepken delik, kol delik mintan delik" asgari ücretle çalışıp süründüğüm zamanlarda çocukluğumda kalan okuma aşkım yeniden alevlendi. Yaş 22, yakın tarihe meraklı, siyaseti anlamaya, dünyada olup bitenlerin idrakına varmaya çalışan bir gençtim. Kısıtlı paramla siyaset tarihi ve ülkenin yakın zamanı üzerine pek çok okuma yaptım. Yaklaşık bir, bir buçuk yıl süren bu yoğun okuma ve anlama zamanında sonra evimize her gün giren gazetenin yaptığı sürprizle Aziz Nesin'in öyküleriyle tanıştım. Yıl 2006, okuma alışkanlığımın artık oturduğu, elime bir şekilde geçen her kitabı yutarcasına okuduğum zamanlar. Şimdi Avrupa, Gerçeğin Masalı, İstanbul'un Halleri, Memurlar Memurlar ve Şehirden İndim Köye adlı Nesin Yayınevi tarafından oluşturulmuş öykü seçkileri gazete alanlara hediye olarak veriliyordu. Aziz Nesin'den sonra aynı gazete bir de Rıfat Ilgaz gibi değerli bir başka toplumcu gerçekçi mizah yazarımızın kitaplarını vermeye başladı. Bir de onları okuyunca edebiyatın adeta müptelası oldum. Bu kitapları okuduktan sonra tam manasıyla edebiyatla tanıştım ve bu öyle bir tanışmaydı ki o gün bugündür aralıksız her gün edebi eser okuyorum.
Peki bu iki yazarı bana sevdiren unsurlar nelerdi? Bu soruya şimdiki aklımla cevabım, toplumun aksaklıklarını ve politikacıların, bürokratların zaaflarını, eksik yönlerini çok iyi