Ah, gidebilmek, nasıl olursa, nereye olursa!
Gidebilmek o açık denizlere, dalgalar, tehlikeler içinden,
Yol almak açıklara, başka yerlere, Soyut Uzaklığa,
Belirsizlik içinde, gizemli gecelerin karanlığında.
Rüzgara, kasırgaya kapılmış bir toz zerresi gibi
sürüklenircesine!
Yavaş yavaş büyüsüne kapılıyorum
denizle ilgili her şeyin. Tepeden tırnağa sarıyor beni rıhtımın havası,
Yükselen sularına gömülüyorum Tagus’un
Ve düş görmeye başlıyorum, suların düşü sarıyor
dört bir yanımı,
Sımsıkı kavrıyor ruhumu dişlileri döndüren kayışlar
Ve şiddetle sarsıyor beni giderek hızlanan volan.
Sular çağırıyor beni.
Denizler çağırıyor,
Beni çağırıyor etme kemiğe bürünen bütün uzaklıklar
Ve denizlerin geçmişte yaşanmış bütün çağları
beni çağırıyorlar.
Aklımdan şunlar geçti o anda: “Adam bir yılın hesabını yapıyor, oysa akşama kalmadan öleceğini bilmiyor.” Ardından Tanrı’nın diğer kelamını hatırladım: “İnsana ne verilmemiştir öğren.”