Duygu Satoğlu

Bir şey yazarken hayat deneyimi önemlidir; tabii ki gördüğün, yaşadığın şeyler yazacaklarını şekillendirir. Fakat okuyuculara dokunması için yazarın gerçekten güçlü bir empati yeteneğine sahip olması ve bunu aktarabilmesi için de ayriyeten güçlü bir kaleminin olması gerekir. Mesela ben, Dostoyevski’ de ikisini de görüyorum. Bir düşünelim, kaç kişi yolda kağıt toplayan bir çocuk gördüğünde onunla empati kuruyordur sizce? Yalnız bahsettiğim şey ‘acımak’ değil, empati kurmak. Acaba o çocuk, kendisi daha iyi yaşam koşullarına sahip olmadığı için o sırada aynı sokaktan geçen ve gündelik hayatın keyfi sorunlarıyla mücadele eden diğer insanlardan nefret ediyor mudur? Hayalini kurduğu fakat sahip olamadığı gerçekler ile nasıl baş ediyordur? Sizce, kaç kişinin kafasında böyle sorular oluşuyordur; kaç kişi kağıt toplayan o çocuğun belki de dert etmeyeceği şeyleri bir olasılık dahilinde düşünüp kendi kendine eziyet ediyordur? Eziyet dedim çünkü bu bireyin o çocuk için yapabileceği şeyler büyük ihtimalle kendi imkanları ile sınırlı olacaktır; daha fazlasını yapmaya gücü yetmeyecektir. Ayrıca o an denk geldiği çocuk dışında binlercesi vardır, bulacağı çözüm geçici olacaktır. Kaldı ki bu çocuk ile empati kuran bireyin belki de henüz okuyan ve kendi geliri olmayan bir genç olduğunu düşünürsek… Empati; romantik olarak ifade etmek istersek tanrı tarafından bahşedilen bir hediye olduğunu düşünebiliriz. Sizi güçlü eserler çıkartabilecek bir yazar da yapabilir, koşullar dahilinde size eziyet edecek bir özellik haline de gelebilir.
Düşünce
Reklam
10/10
·688 syf.··
Beğendi
·
2021 9. kitabı
·
54 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2021 03:59
Bazı insanlar, diğerleri işleyişi sorgulamadan yaşarken hayata yönelik kendi kafalarında birtakım çıkarımlar yaparlar. Bu çıkarımların doğru olup olmadığı konusuna girmeyeceğim, bu değişebilir fakat kendi gerçeğine ulaşmış kişi bir şekilde çıkarımına güvenmeye başlar. Bu romanda ise Dostoyevski’ nin yarattığı Raskolnikov karakteri, kendi çıkarımlarının ve düşünsel taşmalarının kurbanı olmuş bir bireydir bana göre. Cebindeki her rubleyi tanımadığı bir insana verebilecek kadar fedakar ama aynı zamanda yaşayan bir insana kıyabilecek kadar da gözü dönmüş(?). Hayır, o sadece idealist bir ruha sahip olan fakat değişim yaratmak için gereken kanın kendisinde olmadığını deneyip gören ve akabinde psikolojik olarak kaybeden çarpık bir genç. Keza, romanın sonlarına doğru da onu yıpratan ve korkutan şeyin hapse girmek değil, kendi varsayımlarındaki başarısızlıkla yüzleşmesi olduğunu anlıyoruz. İdealistliğin de fazlası zarar, öyle değil mi…
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,3bin okunma
"Dayanılmaz bir ağırlık duyuyordu içinde. Eğer şu anda, ömrü boyunca da olsa yapayalnız kalabileceği bir yerlere gidebilmesi mümkün olsaydı, kendini mutlu sayacaktı. Ama bir sorun vardı bu noktada: Şu son sıralar hemen hep yalnız olmasına rağmen, kendini bir türlü yalnız hissedememişti. Kent dışına, kent dışındaki anayola kadar çıktığı olmuş, hatta bir seferinde ta koruluğa kadar gitmişti, ama gittiği yerler ıssızlaştıkça, o da birinin rahatsız edici varlığını daha yakından, daha güçlü hissediyordu; bu duygu onu korkutmamakla birlikte, canını sıkıyor, bunun üzerine hemen kente dönüp kalabalığa karışıyor, bir meyhaneye ya da birahaneye gidiyor, Tolkuçiy, Sennaya gibi kalabalık yerlerde dolaşıyordu. Buralarda kendini daha rahat, hatta daha yalnız hissediyordu."
Sayfa 550 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
"Biliyor musun, o sıralar durmadan kendime şunu sorardım: Neden böyle aptalım ben? Madem başkaları aptal ve ben onların aptal olduklarını kesin olarak biliyorum, öyleyse neden onlardan daha akıllı olmak istemiyordum? Sonra, herkesin akıllı olmasını beklemenin çok uzun süreceğini anladım, Sonya. Bir de bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini... İnsanların değişmeyeceğini, onları değiştirilebilecek kimsenin bulunmadığını ve bunun için çaba göstermeye değmeyeceğini! Ya, böyle işte! Bu bir yasa Sonya, yasa. Akılca ve ruhça kim sağlam ve güçlüyse, insanlara onun buyuracağını biliyorum artık! Kim daha yürekliyse, haklı olan odur. Her şeyin içine tükürmekte, aldırmazlıkta en ileri gidenler, yasa koyucu olurlar. Herkesten daha gözü pek olan, herkesten daha haklıdır! Bugüne kadar böyle gelmiş, bu bundan sonra da böyle gidecek! Bu gerçeği ayırt edemeyenler kördür!"
Sayfa 521 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
"Size söylemek istiyordum... buraya gelirken... size, anneciğim... ve sana Dunya... bir süre için ayrılmamızın daha iyi olacağını söylemek istiyordum... Kendimi iyi hissetmiyorum, hiç sakin değilim... Sonra yine gelirim ben... kendim gelirim... Gelmem olanaklı olduğu zaman. Sizi hiç unutmayacağım, sizi seviyorum... ama bırakın beni! Beni kendi halime bırakın! Ta ne zaman karar vermiştim ben buna... Kesin karar vermiştim... Başıma ne gelirse gelsin, ölsem bile hatta, yalnız olmak istiyorum. Daha iyisi, siz beni tümden unutun! Kimseye sormayın, aramayın beni. Gerektiği zaman ben kendim gelirim... Sizi çağırtırım. Belki de her şey düzelir!.. Ama şu anda, eğer beni seviyorsanız, bırakın yakamı... Yoksa sizden nefret ederim, bunu hissediyorum... Elveda!"
Sayfa 390 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Reklam