"Hiçbir kadın kendisine eziyet etmeden, çünkü iffet belli toplumlar tarafından bilinmeyen sebeplerle icat edilmiş bir fetiştir, kaçınılmaz acılar çekmeden Londra'ya kadar yürüyüp sahne kapısında duramaz, oyuncu- yönetmenler arasına giremezdi. O zamanlarda, hatta şimdilerde bile, iffet bir kadının yaşamında dini bir öneme sahipti. Kendini sinirlerin ve güdülerin çevresine öyle bir dolamıştı ki onu kesip atmak ve gün ışığına çıkarmak nadir görülen bir cesaret gerektiriyordu. Şair ve oyun yazarı bir kadın için on altıncı yüzyıl İngiltere'sinde özgür bir yaşam sürmek, pekala onu öldürebilecek şiddetli bir baskı ve ikilem anlamına gelirdi. Eğer hayatta kalsaydı bile tüm yazdıkları, gergin ve hastalıklı bir hayal gücünün ürünü olduğu için sapkın ve çarpık olurdu. Kuşkusuz, eserlerinde imzası bulunmazdı, diye düşündüm içlerinde kadınlar tarafından yazılmış oyunların bulunmadığı raflara göz gezdirirken."