Ailenin, acının, merhametin, gerçek sevginin, özgürlüğün ve bağlılığın olmadığı, herkesin herkese ait olduğu bir dünya. Sessiz, steril, ama ölüm kadar soğuk. Aldous Huxley’in yazdığı distopya ve ütopya karışımı bu romanda olaylar 26. yy’da insanların klonlanarak çoğaltıldığı, din, kültür, aşk vb insani duygularının olmadığı bir Londra’da geçiyor. Cesur ve yeni dünya düzeninde, insanlar korkuyla veya şiddetle değil, mutluluk vaadiyle, hazla ve konforla yönetiliyor. Mutluluk hapı var, eğlence var, bol bol tüketim var. Ama sevgi, derin bağlar ve gerçek duygular kesinlikle yasak. Bu dünyanın hemen yanı başındaki Vahşi Dünyada, eski geleneklerine bağlı, cahil, gelişmemiş bir toplum, özgür fakat sefalet ve kötülük içinde yaşamaktadır. Bernard ve Lenina bir gün bu bölgede tanıştıkları vahşi John ve annesini yeni dünyaya getirir. John bu dünyaya ayak uydurabilecek midir? Aldous Huxley’in öğrencisi olan George Orwell’in 1984’ünü daha çok sevdim diyebilirim.
Kitabı okumakta zorlandım açıkçası. Cinsel konulara fazlaca girilmiş ve hazlardan oluşan bir gelecek yaratılmış.