“İnsanla tapınak arasındaki ilişki koptu. Toplumun varoluş hikmetini en beliğ şekilde canlandıran ve toplum düzeninin en ince kılcal damarlarına kadar uzatan tapınak bir kenara itildi. Sadece insanların boş zamanlarını değerlendirirken eskilerin emek ve sanatlarını incelemelerinde hazır belge olarak kabul edilmenin ayrıcalığı kaldı. Tapınakları yapan, ortaya koyan ve yüzyıllarca yaşatan ruh ve anlam kayboldu ve o ruh ve anlam merak edilmez oldu.”
“… Bir yandan adeta yeryüzü tapınaklaşırken, öte yandan tapınağa toplumun dindar ruhu gibi bakmak anlayışı geldi islamla. Tapınak, toplayıcıydı. İnsanları topluyor ve onların Allah’a karşı kulluk, birbirlerine karşı kardeşlik ilişkisine merkez oluyordu. Yani, cami, bina olan tapınak değildi. O adeta tapınağın göğdesiydi. Asıl tapınak, cami, tapınağın, caminin ruhu olan inananlar toplumuydu, inananlar toplumunun ruhuydu. O ruh ki, topluma da, devlete de, tek kişiye de, kültüre de, ahlaka da kaynaklık ediyordu.
Cami bir ruhtu, bir bilinçti. O canlı olduğu sürece toplum da canlıydı.”
“İnsan tapınaktan koptu. Evle tapınak ilişkisi kesildi. Ev, artık, tapınağın gölgesinde adeta kutlu bir yuva değil, sanki bir cins bir yaratığın barınağıdır.”