ilkim
MİRAN İnsan unutmanın bir lütuf olduğuna inanıyor. Ben de inanmıştım. Yıllar boyunca her sabah uyandığımda biraz daha eksileceğini sandım o gecenin. Bir anının da taş gibi aşınacağını düşündüm. Fakat zaman tuhaf bir bahçıvanmış. Ben unutmaya çalıştıkça o hatırayı suladı. Şimdi dönüp baktığımda yüzünü bile seçemediğim insanlar var hayatımda… Ama o gece, bütün ayrıntılarıyla hala burada. Gözlerimi kapattığımda karşımda duruyor. Sanki yaşanmadı da yaşanmayı bekliyor. Bazen düşünüyorum da insanın en ağır yükü işlediği günahlar değildir. Çünkü günahın bir sahibi vardır. Onu işleyen bellidir. Onunla hesaplaşılır. Belki affedilir, belki affedilmez. Fakat ya emin değilsen? Ya yıllardır taşıdığın suç aslında sana ait değilse? İşte o zaman ne yaparsın? (Bir anda cevap verilir.) KUZEY Yine aynı yalana sığınıyorsun. MİRAN Yalan mı? (Miran’ın yüzü düşer.) KUZEY Evet. Gerçeği bilseydin… böyle konuşmazdın. Sen yalnızca acı çekiyorsun ve acı çekmenin seni masum göstereceğini sanıyorsun. (Acıyla bir fısıltı duyulur.) MİRAN Ben masum olmak istemiyorum. KUZEY O halde neden hala kendini savunuyorsun? MİRAN Zincirlerimin anahtarını elimde tutuyordum. Fakat kendimi serbest bırakacak kadar sevemiyordum. Beni yaralayan insanların isimlerini unuttum ama onların ağzından bana söylediğim sözleri hala ezbere biliyorum. (Miran’ın lafı bittiği anda başka biri konuya dahil olur.) SAYE
Tiyatro
*ÂHİRET AZAPLARI ÇOK ACIDIR - 2* İmam-ı Rabbânî hazretleri "kuddise sirruh", *Mektûbat* (hakikatkitabevi.net/book.php?bookCo...) kitabının birinci cild doksan sekizinci mektubunda buyuruyorlar ki: Hep doğru söyleyici her ne söyledi ise, hepsi doğrudur. Şaka, eğlence, sayıklama sözler değildir. Tavşan gibi gözü açık uyku ne kadar sürecek. Bu uykunun sonu rezil, rüsvâ olmak ve eli boş, mahrum kalmaktır. Mü'minûn sûresinin 105. âyetinde meâlen; *(Sizi abes olarak, oyuncak olarak mı yarattım sanıyorsunuz? Bize dönmeyecek misiniz zannediyorsunuz?)* buyuruldu. Her ne kadar, böyle sözleri dinleyecek hâlde olmadığınızı biliyorum. Gençsiniz. İçiniz kaynıyor. Dünya nîmetleri içindesiniz. Herkese sözünüz geçiyor. Her istediğinizi yapabiliyorsunuz. Fakat, size acıdığımız için, iyilik etmek istediğimiz için bunlar yazıldı. Elinizden bir şey kaçmış değildir. Tevbe edilecek, Allahü teâlâya yalvaracak zamandır... *Türkiye Takvimi* turktakvim.com *Huzur Pınarı* huzurpinari.com
Alıntı
Reklam
Öztrak ailesi, Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinde bürokrasiden siyasete uzanan, dört nesildir devletin merkezinde yer almasıyla "siyaset hanedanı" olarak tanımlanan en dikkat çekici örneklerden biridir. Ailenin devlet içindeki bu uzun soluklu varlığı, hem devletin kurumsal yapısına olan etkileri hem de dönem dönem değişen ideolojik pozisyonları nedeniyle siyasi tartışmaların odağında yer almıştır. Ailenin devletle olan bağı, Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar uzanır. Faik Öztrak, Refik Saydam hükümetlerinde İçişleri Bakanlığı yapmış, uzun yıllar milletvekilliği ile Cumhuriyet'in "kurucu bürokrasisinin" önemli isimlerinden biri olmuştur. Ailenin "devletin asli unsuru" olduğu imajı, bu dönemde kök salmıştır. Ailenin ikinci kuşağı, farklı hükümet dönemlerinde ve farklı siyasi partilerde görev alarak aile isminin devlet kademelerinde kalıcı olmasını sağlamıştır: Orhan Öztrak: Gümrük ve Tekel Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı yapmıştır. Özellikle Adalet Partisi (Demirel dönemi) ile olan yakınlığı ve dönemin siyasi atmosferinde Ecevit karşıtı tutumuyla bilinir. Siyasi yelpazede sağa yakın duruşu, aile geleneğinde ideolojik bir esneklik olduğunun en sık vurgulanan örneğidir. Adnan Öztrak: TRT'nin ilk Genel Müdürü olmasıyla tanınır. Özellikle Türkiye’nin Kalbi Ankara belgeselinin yayınlanmasını engellemesi ve dönemin "ideolojik süzgeci" olarak görülmesi, ailenin devlet eliyle yayıncılık üzerindeki otoriter yaklaşımının bir sembolü olarak eleştirilir. İlhan Öztrak: Özellikle 1980 askeri darbesi ve sonrasında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği görevini üstlenmiş olması, ailenin askeri ve sivil bürokrasi ile kurduğu "uyumlu" ilişkinin bir parçası olarak değerlendirilir. Ailenin günümüzdeki temsilcisi Faik Öztrak, kariyerini önce ekonomi bürokrasisinde, ardından aktif siyasette
Siyaset
Hiç bitmez bu masal ~ kolpa
Belki çok üzülüp giderim, gelmem Belki yağmur olup yağarım, bilmem Hiç bitmez bu masal Zaqa profilimi ziyaret et ve bana soru sor zaqa.net/Safsu
Müzik
Entropi, temel olarak bir sistemdeki düzensizliğin, karmaşanın ve rastgeleliğin ölçüsüdür. Termodinamiğin İkinci Yasası’na göre, izole edilmiş bir sistemde entropi (düzensizlik) her zaman artma eğilimindedir. Matematiksel olarak, bir sistemin durumu S ile ifade edilirse, bu süreç şu basit eşitsizlikle özetlenir: Δ S ≥ 0 Yani, dışarıdan aktif bir enerji (zihin, emek, odaklanma) girişi olmadığı sürece, herhangi bir sistem kendiliğinden daha düzenli bir hale gelmez; tam tersine, parçalanır, dağılır ve nihayetinde "en olası" (yani en düzensiz) duruma evrilir. Bu kavramı sosyal medyadaki duruma ve kültürel analize uyarladığımızda, neden derinlikli yazıların "yüksek enerjili" (düşük entropili) bir düzen, "günaydın" postunun ise "düşük enerjili" (yüksek entropili) bir kaos olduğunu daha net görebiliriz. Entropi, bir mesajdaki "belirsizlik" veya "rastgelelik" ile ilgilidir. Derinlikli bir entelektüel analiz yazısı, düşük entropilidir; yani çok fazla düzen, yapı ve anlam içerir. Okuyucunun zihninde bir "işleme" (enerji harcama) süreci gerektirir. Öte yandan, sosyal medyadaki "günaydın" paylaşımları yüksek entropilidir. Bu paylaşımlar aslında "gürültüdür" (noise). Anlamı yoktur, yapısı yoktur, işlenmesi gerekmez. İnsan zihni, en az enerji harcayacağı yolu tercih ettiği için, entropik olan (düzensiz/kolay) akışa doğal bir çekim duyar. Sosyal medya platformlarının algoritmaları, entropinin yasalarına uygun olarak çalışır. Algoritma, insanların en az direnç gösterdiği yolu (en yüksek etkileşimli, en az bilişsel çaba gerektiren içerik) ödüllendirir. Bu da sistemin toplam entropisini artırır. Bu süreci durdurmak veya tersine çevirmek için "Negentropi" (Negatif Entropi) üretmemiz gerekir: Negentropi nedir? Sisteme dışarıdan "düzen" ve "enerji" enjekte etme sürecidir. Yani bir
Felsefe
Lale Devri de lüksün, sanatın ve eğlencenin zirve yaptığı ama toplumsal dip dalgaların, ekonomik sıkıntıların görmezden gelindiği bir dönemdi. Sonu malum... ​ Bugün de ne zaman toplumsal, ekonomik ya da kültüvel anlamda "herkes çok keyifli, her şey harika görünüyor" algısı yaratılsa, insan ister istemez arkasından gelecek sonuçları düşünüyor. Çünkü sürdürülebilir olmayan her yapay refah veya sahte neşe, sonunda kendi krizini doğurur. Halkın sadece "izliyor" olması da aslında o derin sessizliğin ve biriken enerjinin en net göstergesi.
Alıntı
Reklam
Reklam