Elin gözünden biz.
Puan vermedi·228 syf.··
2026 14. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 22:38
1800 lü yıllarda İstanbul ve Edirnede yaşamış,Osmanlı'nın çöküşünü çok net şekilde tespit etmiş ve Çarşamba a çok detaylı şekilde aktarmış adam.Bizim tarihçilerin tutamadiklari kayıtları detaylıca tutmuş adam.Anlattigi bir çok hastalık toplumda ve yönetimde katlanarak devam ediyor malesef.Bu arada bu Tolstoy bizim meshur Tolstoy değil,hani her gördüğünüz sakallıya dede demeyin diye uyarıyorum.Ben öyle sandimda siz sanmayın sakın.
Tolstoy'un Gizli Raporlarında Osmanlı İmparatorluğuF. S. Oreşkova · Yeditepe Yayınevi · 201359 okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2026 10. kitabı
Son yıllarda modern kişisel gelişim ve psikoloji edebiyatında büyük ilgi gören bu eser, iyiliğin, fedakarlığın ve empati kurmanın insan hayatına getirdiği duygusal yükleri masaya yatırır. Kitap, "iyi insan" olmanın toplum tarafından takdir edilmesine rağmen, bireysel hayatta neden genellikle hayal kırıklığı, suistimal edilme ve yalnızlıkla sonuçlandığını derinlemesine inceler. Kitabın merkezinde, iyi niyetli insanların sınır çizmekte zorlanması, hayır diyememesi ve başkalarını mutlu etmek uğruna kendi ruh sağlıklarını ihmal etmesi yatıyor. Yazar, iyiliği saf bir saflık veya zayıflık olarak değil, taşınması zor bir sorumluluk ve erdem olarak ele alır. Kitap boyunca okuyucuya, kalbin temizliğini korurken aynı zamanda kendini duygusal sömürüden korumanın yolları, yani "sağlıklı bencillik" ve "sınır koyma" becerileri anlatılır. Güçlü Yönleri: Okuyucuya suçluluk hissettirmeden, içsel bir farkındalık kazandırıyor. Günümüz dünyasındaki ilişkilerde yaşanan narsistik sömürüyü ve iyi niyet suistimallerini çok net tespit ediyor.
Kalbi İyi Olanın Yolu ZordurMiraç Çağrı Aktaş · İndigo Kitap · 20241,458 okunma
Reklam
Puan vermedi·224 syf.·
2026 34. kitabı
Jean-Michel Valantin'in bu kitabı gerçekten tam anlamıyla bir odaklanma ve deşifre etme eseri. Sinemayı sadece bir eğlence veya sanat dalı olarak değil, doğrudan Amerikan jeostratejisinin ve milli güvenlik devletinin ana aktörlerinden biri olarak ele alması, olaylara bakış açısını tamamen değiştiriyor. Yazarın kitapta ortaya koyduğu en net gerçek, Pentagon ile film stüdyoları arasındaki o kusursuz senkronizasyon. Hollywood'un ürettiği yapımların, dönemsel olarak Washington'ın ihtiyaç duyduğu "tehdit" algısını nasıl inşa ettiğini çok iyi örnekliyor. Soğuk Savaş yıllarından uzay istilası filmlerine, oradan Körfez Savaşı ve terörle mücadele konseptine kadar, askeri operasyonların ve savunma bütçelerinin kitleler nezdinde meşrulaştırılması sürecini adeta bir dişli çark sistemi gibi gözler önüne seriyor. Kitabın içindekiler kronolojisine baktığımızda zaten Soğuk Savaş'tan 11 Eylül eksenine kadar Pentagon'un her dönem ihtiyaç duyduğu yeni tehdit algısının (Sovyetler, Saddam, siber tehditler veya uzaylılar) Hollywood eliyle nasıl taze tutulduğunu adım adım göreceğimiz anlaşılıyor. Girişte bahsettiği 2003 Irak işgalindeki kadın asker Jessica Lynch hikayesi sinema ile askeri stratejinin nasıl tek bir vücut haline geldiğinin kusursuz bir kanıtı. Tek bir kurşun bile atılmadan biten bir operasyonun, daha saatler geçmeden Hollywood yapımcıları tarafından "Er Ryan'ı Kurtarmak" tarzı bir medya destanına dönüştürülmeye çalışılması aslında her şeyi özetliyor. Yazarın burada tespit ettiği en çarpıcı şey, bu durumun toplumda artık büyük bir şaşkınlık bile yaratmaması. Çünkü kitleler, Amerikan strateji mekanizması ile sinemanın bu sürekli diyaloğunu kanıksamış durumda. Yazarın Fransız sinemasıyla yaptığı kıyaslama da Amerikan sisteminin benzersizliğini anlamak açısından çok değerli.
1000Kitap
Küresel Stratejinin Üç AktörüJean-Michel Valantin · Babıali Kültür Yayınları · 20067 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 17. kitabı
İyi mi kötü mü diye çok git gel yaşadım kitap boyunca, net bir kanaat bildirmek yerine eksilerini ve artılarını yazacağım. Bir kere daha kitabın başında yazar taşları anlatıcı yaparak gerçekliği kırıyor ve kitabı fantastik ögelere hazır hale getiriyor. Bu açıdan karakterlerin hiçbirisini gerçek olarak ele almıyorum, hepsi birer alegori benim için. Aksi durumda zaten o yaştaki çocuklardan o tarz davranışlar beklenemez. Bu bir tespit, eleştiri değil. Yani neden gerçek karakterler yok diye kitaba gömecek değilim. Benim kitabı eleştireceğim nokta yazarın asıl amacına yönelik olacak. Övgüyle devam edelim şimdilik. Çok sade, çok akıcı bir dili var kitabın ve buna karşılık çok da lirik, şiirsel bir dili var. Bunları çok beğendim, gel gelelim son noktada üslupçuluktan çok da ileriye gidemedi kitap benim için. Tamam üslup güzel, yer yer muazzam hatta belki gereğinden fazla aforizmalar var ama sonuç? Tüm bunların sonunda kitap bize ne vermek istiyor, yazar ne yapmak istiyor? Engelli bireylere toplumca ve -elbette bireysel olarak- sıklıkla farkında olmayarak yaptığımız zorbalıkları bana göstermesi dışında ne kaldı elimde? Bana sorarsanız tüm bu şiirsel dili, alegorileri tek bir şey için kullanıyor yazar; kendi kişisel gelişim mottosuna bizi ikna etmek. Acı olgunlaştırır, sessizlikte bilgelik saklıdır, cevaplar doğadadır, her şey birbirinin devamıdır, hiçbir şey yok olmaz vs. vs. İşte bu noktada yazar ile tamamen ayrılıyorum. Bu kadar didaktik bir şey okumak benim hoşuma gitmez genelde, o sebeple bu da gitmedi. Onca güzel pasajdan, cümleden sonra kitabın sonunda bana kalan şey yazarın spritüal hayat görüşü, üstelik benim hiç benimsemeyeceğim de bir görüş.
Taşların AnlattığıClara Dupont · İletişim Yayınları · 20262,595 okunma
Puan vermedi·98 syf.··
2026 35. kitabı
Kitap kapağındaki “Ayağını yoran yollardan, ruhunu özgürleştiren ufuklara...”içeriğin ruhuna dair çok net bir ipucu veriyor. Sadece bir motivasyon kitabı değil, aslında bir duygusal dayanıklılık rehberidir. Kitabın içine biraz daha girdiğimizde, yazarın şu temel temalar üzerinde durduğunu görüyoruz. Yazar, insanın bugününde yaşadığı huzursuzlukların çoğunun geçmişte ayağına batan “dikenlerden” kaynaklandığını savunuyor.Kitap, bu dikenleri (eski kırgınlıklar, affedilemeyen hatalar, pişmanlıklar) tek tek nasıl tespit edeceğinizi anlatıyor. “Budamak” eylemi burada devreye girer: Geçmişi yok saymak yerine, onun hayatınızdaki etkisini küçültmeyi ve sizi yaralamayacak bir forma sokmayı öğretiyor. Çoğumuz bir hedefe ulaştığımızda mutlu olacağımızı sanırız.Asıl mucizenin “yolda olma” halinin kendisi olduğunu vurguluyor. Kitap, varılacak yerin hırsına kapılıp yürürken gördüğümüz manzarayı kaçırmamamız gerektiğini hatırlatıyor. Kendi ritmimizde yürümenin, başkalarının hızına yetişmeye çalışmaktan çok daha kıymetli olduğunu savunuyor.Ruhu özgürleştiren ufuklar” ifadesi, aslında kişisel sınırlarımıza işaret ediyor.Yazar hayır diyememenin, başkalarını memnun etme çabasının ruhu nasıl daralttığını ele alıyor.Kendi sınırlarını çizen bir insanın, başkalarının diktiği dikenli tellerin arasında kalmaktan nasıl kurtulacağını belirtiyor. Kitapta şu düşünce hakimdir: Dış dünyayı ve yolları her zaman değiştiremeyiz, ama üzerimizdeki bakış açımızı değiştirebiliriz. Eğer bu aralar kendi hayat yolculuğunda bir “mola” verme ve içsel bir temizlik yapma ihtiyacı hissediyorsan, bu kitap tam olarak bu konuları derinlemesine işliyor. Hayat yolculuğunu sadece bir hedefe ulaşma hırsıyla değil, her durağını hissederek yaşamak isteyenler için bu eser hem huzurlu bir mola hem de güçlü bir içsel rehber
Yolda Olmak, Dikenleri BudamakNildem Dilmeç Tokur · Otağ Yayınevi · 20253 okunma
9/10
·349 syf.·
2026 2. kitabı
Yazarın karakter derinliği ile düşüncelerinin ne denli özgün ve etkili olduğuna dair pek çok kişinin yeterli bilgiye sahip olmadığını, ‘underrated’ bir karakter olduğunu düşündüğüm için bu konuda elimden geldiğince detaylı bir inceleme kaleme almaya çalışacağım. George Ivanovich Gurdjieff’in (genellikle "Gürciyef" telaffuzu tercih edilir) 1866 yılında, bugünkü Ermenistan sınırları içinde yer alan Gümrü’de doğduğuna dair bazı tartışmalar bulunmaktadır. Gurdjieff’in dünya siyasetine yön veren önemli devlet adamlarından, ezoterik düşünce ve "sol el yolu" mistisizmi konusunda yetkin figürlere kadar pek çok kişiye ilham verdiği söylenebilir. Hatta Jeffrey Epstein’in kütüphanesinden onun kitaplarının çıkmış olmasını da bu etkinin bir göstergesi olarak belirtmekte fayda görüyorum; zira "elitlerin" dahi kütüphanesinde ve zihin dünyasında yer edinmiş olması, yazarı oldukça farklı bir konuma taşıyor. Gurdjieff’in manevi dünyaya sağladığı en büyük katkı "Dördüncü Yol" öğretisidir. Bu öğretiyi özetlemek gerekirse; yazar, geleneksel olarak "ermek" için kullanılan üç temel yolun modern dünyada tam bir karşılığı olmadığını savunur. Dördüncü Yol’u; ezoterik bir arayış içinde olan, uyanışı arzulayan ve kurumsal dinlerin dogmatik bakış açılarına alternatif arayanların dikkatine sunar. Geleneksel Üç Yol: 1. Fakirin Yolu: Kendi bedenine ve iradesine meydan okuyarak egoyu yenmeyi hedefleyen yol. 2. Keşişin Yolu: Bir manastıra kapanarak gece gündüz yaratıcıya yakaran dervişin yolu. 3. Yoginin Yolu: Kendini bilgi ve zihinsel disiplin ile yüceltmeye çalışan kişinin yolu. Düşünürümüz, her üç yolun da kendi içinde faydaları olduğunu ancak bu üçünün sentezlenerek modern dünyaya uyarlanmasının en makul seçenek olduğuna inanmaktadır. Dördüncü Yol'un asıl hikmeti, kişinin hayatın olağan
Olağanüstü İnsanlarla KarşılaşmalarGeorge Gurdjieff · Ruh ve Madde Yayıncılık · 200980 okunma
Reklam
Reklam