"Kendi hakkımda hiçbir şey bilmeyişim, Siddharta'nın bana böylesine yabancı, böylesine bilinmez kalışı bir nedenden, bir tek nedenden kaynaklanıyor: Kendimden korkuyordum çünkü, kendimden kaçıyordum! Atman'ı arıyor, Brahman'ı arıyordum; Ben'imi parçalara ayırmak, kabuklarından birer birer soyup almak, bilinmedik özünde tüm kabukların çekirdeğini, Atman'ı, yaşamı, Tanrısal'ı, o en son nesneyi ele geçirmek istiyordum. Ama bunu yaparken kendi kendimden oldum."
"Hikmetini ve içyüzünü öğrenmek istediğim şey, Ben'di. Kurtulmak, alt etmek istediğim şey, Ben'di. Ama alt edemedim, sadece yanılttım, sadece kaçtım ondan, sadece saklanıp gizlendim. Doğrusu, dünyada benim bu Ben'im kadar, bu yaşıyor olduğum, başkaları gibi ve başkalarından ayrı biri olduğum, Siddharta olduğum bilmecesi kadar kafamı başka hiçbir şey kurcalamadı. Ve dünyada kendim kadar, Siddharta kadar az bildiğim başka hiçbir şey yok!"
Anlayan beri gelsin! Ama bundan da tuhaf ve anlaşılmaz olanı, yazarların nasıl olup da kendilerine böyle konuları seçebildikleri… Bunu hiç mi hiç anlayamıyorum... Bir kez, memlekete hiçbir yararı olmayan bir iş bu, ikincisi, ikincisi de öyle hiçbir yararı olmayan bir iş! Bilemiyorum doğrusu, ne demeye…
Aslına bakacak olursanız, yukarıda birincisi, ikincisi diye sıralamaya başladığımız şıkları çoğaltıp üçüncüsü, hatta dördüncüsü diye uzatıp gidebiliriz… Kabul etmek gerekir ki pek çok yerde pek çok anlamsızlıkla karşılaşıyoruz… Öte yandan, şöyle derinlemesine düşünecek olursanız, apaçık belli ki bu işin içinde bir iş var ve de bütün bunların bir anlamı… Kim ne derse desin, dünyada bu türden şeyler oluyor, çok seyrek de olsa oluyor.
Ama dünyada hiçbir şey uzun süreli değildir, o bakımdan
binbaşının duyduğu bu ikinci sevinç ilki kadar canlı değildi.
Bir dakika sonra duyacağı sevinç bundan da cılız olacaktı ve
nihayet, tıpkı suya atılan bir taşla doğan halkaların bir süre
sonra yitip gitmesi gibi, içinde kıvılcımlanan son sevinç kırıntısı,
doğal ruh haline karışacak, bu hal içinde sönecek, belirsizleşip gidecekti.
- …Foma bir gün perşembeye, çarşamba denmesini istemiş. Perşembe olmasın, çarşambayı istiyorum!..” diye tutturmuş da oradakilerin hepsi tam iki hafta perşembeye çarşamba demişler.