Şimdiki taçlı başlar korkak, iki yüzlü. İşkence yuvalarında işlenen cinayetlerin, hapishanelerde çürüyen suçsuzların dışarıdan görülmesini istemezler. Dalkavukları vasıtasıyla etrafa iyi ve adil bir hükümdar olduklarını yayar, zavallı halkı aldatırlar. Ah sefil dünya! Sokakta gezen bir ahmak olmaktansa, zindanda deli Farya olarak kalmayı tercih ederim.
Tanrı'ya el açtım, yalvar yakar pazarlık ettim ama Tanrı pazarlığa oturmadı. Tanrı inatçı, sağır ve kayıtsızdı. Rose ölür, ben yaşamaya devam ederken açılan karanlık ve dipsiz bir kuyunun içine düştüm ve asırlar boyu düşmeye devam ettim.
Sonsuzluk, demiş Emily Dickinson, şimdilerden oluşur. Peki, insan yaşadığı anda olmayı nasıl başarabilir? Öteki şimdilerin hayaletlerinin araya girmesini nasıl önler? Kısacası, nasıl yaşayabilir?
İnsan yaşadıkça, zorlaşıyor. Anları yakalamak. Gelip geçen kısacık anları. Geçmiş ya da geleceğin dışında bir şeyde yaşayabilmek. Sahiden burada olmak.
Zaten az olan zevklerinin yok olmaya yüz tutması, yüklerinin daha da ağırlaşması ve yaşamın gün geçtikçe zorlaşması ona büyük bir haksızlıkmış gibi geliyordu. Bazılarının hep güneş ışığında yaşarken bazılarınınsa hep gölgede kalması adil değildi.