orman küçülüyordu, ama ağaçlar yine de balta için oy kullanmaya devam ettiler. çünkü; baltanın sapı tahtadan yapılmıştı ve onu kendilerinden sandılar.
kaçınılmazdı ormanın yok olması, fakat neşeliydi kökleri zedelenmiş ağaçlar. güvendikleri balta birer birer yok ediyordu, dallarında taşıdıkları umutları.
hiçbirisi faili belli celladının farkına dahi varamadı. talan edilen ormanın karanlık gölgesinde, yeşeren yapraklarının heyecan ve mutluluğunu yaşıyorlardı.
kör olmuştu hisleri, damarlara oksijen girmiyordu. yok olmanın eşiğinde, sağlıklı düşünemez oldular. yeşeren birkaç tane yaprağa aldanıp, kalakaldılar.
sonları gelmişti artık, bir sabah ne kuşlar ötüyor ne de hayvanlar dolaşıyordu etrafta. koskoca orman bir avucun içi kadardı ve her şey için geç kalınmıştı.
katledilmişti güzellik ve balta ulaşmıştı amacına. arkasını dönüp baktığında, bir zamanlar civil civil olan orman çöle dönmüştü, yok olmuştu umutlar.
Aziz Karaca
"-Sanırım yaşamaya bile üşeniyorsun.
-Öyleyim sanırım.
-Peki özellikle sevmediğin şey ne?
-Her şey. Bu aralıksız koşuşturma, sıradan tutkular, açgözlülükler, birbirinden üstün olma arzusu, dedikoduculuk, insanı baştan aşağı süzmeler..."