Her şeyden önce şunu söylemeliyim ki; Martin günümüz erkeklerine bir eril enerji kursu verse kadınların yaşam kalitesi kesinlikle %200 artardı :)
Bir erkek düşünün ki her konuda her yaştan insanla derin sohbetler edebilecek özgüven ve donanıma sahip, güzel dans ediyor, güzel ütü yapıyor, iyi yemek yapıyor, daha doğrusu hangi işi yaparsa onu en iyi Martin yapıyor:) Bilgiye ve öğrenmeye aç, en önemlisi de bilmediği her şeyi, bilmediğini kendine itiraf etmekten çekinmiyor. Her şeyi en baştan öğreniyor. Yontulmamış bir odunken, bir beyefendiye dönüşüyor :) Üstelik bunu kendisi yapıyor. Bununla birlikle herkes kendisinden korkarken o sevdiği kadını pamuklara saracak kadar incitmekten korkuyor. 4 saatlik uyku ile de olsa bütün gün çalışıyor, aç da uyusa, beş parasız da olsa sızlanmıyor. Bütün dünya ona inanmazken o kendine öyle bir inanıyor ki, sonunda dünya onu tanıyıp herkes Martin'le bir yemek yiyebilmek için sıraya girerken, ne kadar onlardan tiksinip yüzlerine tükürmek istese de ağzını açıp tek laf etmiyor. Kendini övmüyor, kibirlenmiyor. Yoksulken, yaptığı işle alay eden, sinir uçlarıyla oynayan ablasının kocasına bile bakkal dükkanını büyütmesi için sermaye veriyor, tabi eve bir hizmetçi tutup ablasını çalıştırmaması kaydıyla :) Öylesine yüce gönüllü, öylesine güçlü, öylesine sarsılmaz.
Böyle bir karakter daha muhteşem bir sonu hak ederdi. Ben okurken Martin'e hayran oldum. Kararlılığına, azmine, gücüne... O yüzden böyle bir sonu yakıştıramadım. Evet insanların ona değil parasına saygı göstermesine kırıldı. Yazarlığı aşk ile yaptığı zamanlarda, sevgilisi dahil herkes ona boş insan muamelesi yaparken, eserleri satıp tanınmaya başlayınca herkesin onu övmesinden tiksindi. "Kitaplar yazılmıştı" cümlesi dönüyordu beyninde sürekli. Onları bugün yazmadım, neden bugün beni