Puan vermedi·864 syf.··
2024 1. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 01 Kasım 2024 00:00
Hanya Yanagihara’yı galiba aramızda tanımayan kalmadı. Kısaca eser üslubuna baktığımızda; onun kitaplarını okuyan insanlar genellikle hikâyeyi değil, karakterleri hatırlar. Çünkü Yanagihara karakterlerini öyle derin ve gerçekçi yazar ki, bir süre sonra onları roman kahramanı gibi değil de tanıdığınız insanlar gibi görmeye başlıyoruz. Yazarın bu eseri ‘Değersiz Bir Hayat’, ilk bakışta New York'ta yaşayan dört arkadaşın hayatını anlatıyor gibi görünür. Fakat roman ilerledikçe hikâyenin merkezine Jude isimli karakter yerleşir. Jude başarılı, zeki ve çevresindeki insanlar tarafından sevilen biridir. Ancak geçmişinde taşıdığı acılar ve travmalar, onun kendisine ve hayata bakışını derinden etkilemiştir. Bu kitap aslında şu soruyu sordurur: "Bir insan ne kadar sevilirse sevilsin, geçmişindeki yaralardan tamamen kurtulabilir mi?" Yanagihara bu soruya kolay cevaplar vermez. Karakterlerini yargılamaz, onları olduğu gibi gösterir. Bu yüzden kitap okurken bazen öfkelenir, bazen üzülür, bazen de karakterlerin yanında olmak istersiniz. Değersiz Bir Hayat, dostluk, sevgi, yalnızlık ve travma üzerine yazılmış çok güçlü bir roman ancak onu özel yapan şey sadece anlattığı olaylar değil, okuyucunun karakterlerle kurduğu bağdır. Kitabı bitiren birçok kişi, hikâyeyi değil, Jude'un hissettirdiği duyguları uzun süre unutamadığını söyler. Yazarın dili akıcıdır; fakat anlattığı konular oldukça ağırdır. Bu nedenle roman, okurunu sadece sayfaları çevirmeye değil, aynı zamanda karakterlerin acılarıyla yüzleşmeye de davet ediyor. Buraya kadar kitaba biraz objektif yaklaşmaya çalıştım. Ama Türkiye de yaşayan birisi olarak bu kitabın PR çalışmasının güçlü olduğunu düşündüm. Kitabın karşıma çıktığı o videolarda herkes ağlıyordu. Genelde yabancı okuyucular. Kitabı okudum ve Türkiye deki yayın
Duygu ve Düşünce
Değersiz Bir HayatHanya Yanagihara · Doğan Kitap · 20245,6bin okunma
7/10
·360 syf.··
2026 16. kitabı
İklim krizleri ve ekonomik çöküşlerin yaşandığı , siber-biyolojik bir yaşam düzeninin olduğu, insanların yarı organik yarı geliştirilmiş robotik organlarla yaşadığı bir dünya hayal edin. Bu hayali dünyada , sadece kıyafetleriniz veya eviniz değil; ciğeriniz, gözünüz, gen haritanız ve hatta hastalıklarınız bile ilaç şirketlerin patentli mülkü. İnsanların, daha iyi görebilmek, daha hızlı koşabilmek ya da sadece hayatta kalabilmek için bedenini ilaç firmalarına kiralaması ve ya yüksek maliyetlerle borçlanması gerekmektedir. Hikayemizin kahramanı Kobo, küçük yaşta geçirdiği kazalar nedeniyle vücudunun yarısı siber-organik protezlerden oluşan biridir. Kobo, bir "Beden İzcisi" yani görevi devasa ilaç firmalarının finansa ettiği beyzbol ligleri için genetik olarak modifiye edilmiş insanüstü yeteneklere sahip sporcuları keşfetmek.. Birgün Kobo’nun hem evlatlık kardeşi hem de ligin en büyük genetik mucizesi olan yıldız beyzbolcu J.J. Zunz, maç esnasında sahada, dehşet verici bir şekilde vefat eder. Kobo, kardeşinin ölümünün ardındaki sırrı çözmek için New York’un yeraltı dünyasına, illegal organ laboratuvarlarına ve kurumsal gökdelenlerin zirvesine uzanan tehlikeli bir soruşturmaya girişir. Bu yolda hiç beklenmedik sırlarla da karşılaşır. Bilimkurgu-polisiye distopyası türündeki bu roman aynı zamanda bize, "Bedenimiz kime ait?", "Teknoloji bizi özgürleştiriyor mu yoksa köleleştiriyor mu?" ve "İnsan kalmanın sınırı nedir?" gibi soruları da soruyor. Sayfaları çevirirken hem yüksek tempolu bir cinayet gizemini merak edecek hemde geleceğin dünyasında bunları yaşama ihtimali mümkün mü diye kendinize soracaksınız. Yazarın kalemi için kısaca akıcı , sıradışı diyebilirim .Hikaye örüntüsündeki tasvirler o kadar iyi yazılmış ki, bana bilim kurgu filmi izliyorum
Beden İzcisiLincoln Michel · The Kitap · 202217 okunma
Reklam
Spoiler içerir
5/10
·312 syf.··
2026 15. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 00:00
Serinin diğer kitaplarından sonra bu kitaba karşı beklentim çok yüksekti. Seriyi sevdiğim için bu kitabı da seveceğimi düşünmüştüm. Çok yanılmışım. Kitap, kızımız ve erkek karakterimizin karşılaşmasıyla başlıyor. Kızımız aileden kaçmak için New York'a, Donun olduğu bölgeye girmiş. Erkek karakterimiz başta kızı ailesine söyemiyor ondan hoşlandığı için. Daha sonra ailesine haber veriyor ve evlenmek zorunda kalıyorlar. Bu kitapta kesinlikle sevmediğim şey erkek karakterin itaat beklemesi, emir vermesi, kontrolcülüğü ve sayamadığım şey. Kız karakter ise beni çıldırttı. Başta erkek karaktere karşı sınır koyacağını, onu çıldırtacağını, onun emirlerine uymamasını bekliyordum. Yine tersi çıktı. Kızımız aynı köpek gibi erkek karakter ne dediyse yapıyordu. Erkek karakterimiz kıza zorla işi bıraktırıyor. TAMAM Her saat başı beni arayıp ne yaptığını söyleyeceksin. TAMAM Evleneceğiz. TAMAM Benimle işe başlayacaksın. TAMAM Her şeye tamam diyor. Başka hiçbir şey demiyor. Önce biraz itiraz ediyor sonra oğlanımız ne derse yapıyor. Çıldırmamak elde değildi. Normalde birkaç saate bitecek olan kitap şu sahnelerden sonra 2 güne çıktı. Son kısımdaki sahneler olmasa bu puanı vermezdim. Sadece bu kitap için seriyi okumayı bırakmayacağım. Diğer kitapları da çok merak ediyorum. Özelliklede Az'ın yer aldığı kitabı çok merak ediyorum. Benim yorumum bu kadardı, hoşçakalın.
Çalıntı DokunuşlarNeva Altaj · Artemis Yayınları · 20241,335 okunma
Titans
Puan vermedi·192 syf.··
2026 36. kitabı
Titans, together! Çocukluğumdan beri beni çizgi roman dünyasına ait kılan ilk bağlamı sorduklarında hep Titans derdim. Onların bir parçası olmak; Dick ve Wally ile kanka, Donna Troy’un platonik aşığı ya da ekibin romantik ruhu olma arzusu… Daima keyifle okuyacağım Titans öykülerini. Bu ise kültleşmiş bir hikaye olan Judas Contract, Slade’in ne denli karanlık bir insan olduğunu önünüze serecek.
The New Teen Titans: The Judas ContractMarv Wolfman · DC Comics · 19914 okunma
Puan vermedi·288 syf.··
Beğendi
·
2026 97. kitabı
·
65 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 12:12
Septoloji, birbiriyle bağlantılı yedi ayrı eserden (roman, oyun veya şiir) oluşan edebi bir seri veya yapı anlamına gelir. 2023’te Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer bulunan, Öteki İsim’in de içinde olduğu yedi kitaptan oluşan bu derinlikli metin New York Times ’ın 21. Yüzyılın En İyi Yüz Kitabı arasında. Sanırım yazarı ve yazdıklarını özel kılan, #dokuzkatlıinsan ‘ı en filtresiz haliyle çözümlerken okuyucusunun kendisiyle özdeşleştirebileceği benliğine dokunması… Bengi dönüşün aksi sedası bir nevi … Tüm metin ben’liğe, varoluşa, inanca, hiçliğe ve her şeye dairken yazar odağına aldığı iki soruyu dikte etmeden ama altını çizerek soruyor okuruna. Bizi, biz yapan nedir? Bize biçilen hayat, sadece bir hayat mıdır? Karakterler ve olay(n)lardan bahsetmeyeceğim, bunlar arka kapakta eser miktarda da olsa fikir verici olarak bulunuyor. Ben size, kendini, dünyayı, döngüyü “gerçekten gören” Fosse’nin eşsiz büyüsünden cirmimce bahsetmek istiyorum. En basit kelimelerle bile nasıl bağ kurulabileceğini gösteren sihrinden… Noktalama işareti olarak sadece virgülü kullanıp her şeyin, herkesin birbirine ulandığını; yaşamın bazen sadece bir eklenti olduğu ve nihai sona kadar bunun bir devam olduğunu gösterdiği oyunundan… Metin boyunca sıkça kullandığı geri dönüşlerin ve tekrarlamaların sırrının kendisini dev aynasında gören, ruhu cüce kalmışların ya da kendisini küçük gören/ kendini göremeyenlerin travma ve nefretleriyle küçülttüğü dünya döngüsüne yaptığı atıf olduğundan … “Bana hüzün bahşedildi ve ben bir şair oldum,” der Ibsen. Acı, hüzün, keder de bir armağandır, tıpkı mutluluk, neşe, sevinç gibi… Mesele bunları nasıl karşıladığındır, demiş Fosse. Katılmamak mümkün değil, zirâ bir şeyin nedeni güçlüyse nasılı kolaydır. Yazım dilinin kolaylığına rağmen anlatı üslubu ile demir
Öteki İsimJon Fosse · Monokl Yayınları · 202521 okunma
10/10
·336 syf.··
2026 36. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 17:15
1940 yılında Avrupa’da savaş patlamışken New York’ta ikamet eden bir grup bohem sanatçı, Brooklyn’de bir ev tutmaya karar verir. Ev büyüktür, bakımsızdır; Viktoryen dönemden kaldığı için döküntüdür ancak eski zamanların görkemini yansıtan bir çekiciliği vardır. Evi önce üç kişi kiralar: İngiliz şair W. H. Auden, genç romancı Carson McCullers ve Harper’s Bazaar dergisinin editörlüğünü yapan, dönemin kültür dünyasında popüler bir isim olan George Davis. Evde ilk başlarda kalorifer tesisatı bile bozuktur, pek çok eksik vardır; ancak tadilat devam ettikçe kısa sürede evin kadrosu kalabalıklaşır, dönemin gözde isimleri gelip kalmaya başlar. Çoğu, Paris’in işgaliyle gemilerle Avrupa’dan kaçmış mültecilerdir; 1920’lerdeki ve 1930’lardaki özgürlükçü, sanatsal Paris’in Nazi işgali altında çöküşünün yasını tutarlar. Sherill Tippins’in deyişiyle ev, Nuh’un gemisine dönmüştür. Broadway’de sahneye çıkan burlesk sanatçısı ve striptiz kraliçesi Gypsy Rose Lee’nin gelip yerleşmesi eve renk katar, onun gelişi magazin basınının da ilgisini eve çeker. February House, savaş atmosferinde bunalan sanatçıların birbirini desteklediği, üretmeye teşvik ettiği bir sığınak olur. Sakinlerinin çoğunun doğduğu ay şubat olduğu için Anaïs Nin bu eve "February House" ismini verir. Thomas Mann’ın çocukları da gelip burada kalır; biseksüel bir çift olan Paul ve Jane Bowles da fırtınalı evliliklerinin bütün tartışmalarını burada sürdürür. Carson McCullers aşk acısı çeker ve Gypsy’nin kollarında teselli bulur; ikisinin ismi magazin basınında "kim kiminle" tarzında dedikodu haberlerinde geçer. Bu eve bir bakıma "queer evi" de diyebiliriz aslında; çünkü dönemin baskıcı ortamında bu yaratıcı insanlar, kendilerini özgürce ifade edebilecekleri sıcak bir mekân bulabilmişlerdir. Şunu itiraf etmeliyim ki içinde
Edebiyat
February HouseSherill Tippins · Mariner Books · 20061 okunma
Reklam
Reklam