How many of us begin a new record with each day of our lives?
Sayfa 70·Kitabı okuyor
1000Kitap
During the first century of Protestant history, the Roman Catholic countries Spain and Portugal dominated the commercial and imperial expansion of European peoples. The great missionary names were Xavier, Las Casas, and Ricci. Only after the English defeat of the Spanish Armada (1588) and the emergence of the British and Dutch as colonial powers did new continents and peoples open to Protestant missionaries.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
GİRİŞ: MEMPHIS'TE YÜRÜRKEN "Adam," dedim usulca. "Haydi Graceland'e gidelim." "Ne?" Ona yıllar önce verdiğim sözü anımsattım. "Blue Moon" günlerini, ona verdiğim sözü hatırlayamadı bile, ama bu sersemletici rutini bozma fikrinin onda bir şeyleri tutuşturduğunu görebiliyordum. Bana doğru dönüp ciddi olup olmadığımı sordu. "Ciddiyim," dedim, "ama bir şartla. İki bin beş yüz kilometrelik yolculuğu ben karşılayacağım. Memphis'e, New Orleans'a gideceğiz - Güney'in her yerine, nereye istersen oraya. Ama gittiğimizde sırf telefonuna bakıp duracaksan olmaz. Geceler hariç telefonunu kapalı tutacağına söz vereceksin. Gerçekliğe dönmemiz gerekiyor. Bizim için önem taşıyan bir şeyle tekrar bağ kurmamız gerekiyor." Söz verdi ve birkaç hafta sonra Londra Heathrow Havalimanı'ndan Delta blues diyarına doğru havalandık. Graceland'in kapılarına vardığınızda size etrafı göstermekle görevli biri olmuyor ortalıkta. Elinize bir iPad veriliyor, ufak kulaklıklar takıyorsunuz ve ne yapacağınızı iPad söylüyor - sola dön, sağa dön, düz git. İçine girdiğiniz her odada iPad unutulmuş bir oyuncunun sesiyle size o oda hakkında bilgi verirken, ekranda da odanın fotoğrafı beliriyor. Biz de Graceland'i kendi başımıza, iPad'e bakarak gezdik. Etrafımız Kanadalılarla, Korelilerle, Birleşmiş Milletler'in her birinden insanlarla çevriliydi; bomboş suratlarla ellerindeki ek-ranlara bakıyor, etraflarındaki hiçbir şeyi görmüyorlardı. Kimse önündeki ekrandan kafasını kaldırmıyordu pek. Yürürken insanları seyrediyordum ve gerginliğim gitgide artıyordu. Ara sıra birisi ka-fasını iPad'inden kaldırınca hafiften umutlanıyor, onunla göz teması kurmaya çalışıyordum, omuz silkip "Şuna baksana, bizden başka kimse etrafına bakmıyor, onca yoldan gelip de gözünün önünde duran şeylere bakmıyor," demek istiyordum - ama
Sayfa 13 - Metis/Ağustos 2025/10.basım/İstanbul
Hayata Dair
İlk kez suçlarcasına söylüyordu bunu bana. New York'a gidişimiz sırasında Saturnia gemisinin güvertesinde yaptığımız bir yürüyüşte kendi kendini tatmin etmekten de düş azmalarından da ilk kez olarak söz açmış, ardından 'kendi kendini tatmin etme'nin tehlikeleri ve düş azmalarının erdemleri üzerine bana birkaç kez nasihatte bulunmuştu şimdiye dek.
Bu çabanın en uç noktası ise, 1957 Haziranında Princeton'dan mezun olduğumda beni gömleğimin altına giyebileceğim bir göğüs korsesi almak üzere New York'taki bir korseciye götürmesiydi. Bugün söz konusu deneyimin beni üzen tarafı, babamın, kambur duruşumu ancak bilimsel bir cezayla düzeltilebilecek bir kişilik kusuruna işaret eden yaramaz bir çocukmuşum gibi beni boyunduruk altına almasını yirmi bir yaşımda hiç sesimi çıkarmadan kabullenişimdir...
Sayfa 97·Kitabı okuyor
Turing, "beyin" konusunda da meraklıydı. Çocuk beyninin bir bilgisayarda simüle edilebileceğine inanıyordu. 1948'de kuramını açıkladığı bir rapor yazdı ve böylece günümüzde nöron benzeri olarak kullanılan yapay nöron ağlarının ilkel bir tanımını yaptı.
Bilim