İlk çeviri sırasında, Sabahattin "bırakmıyorsun ki, senin şu sevgili Shakespeare'ini daha güzel yapayım" derdi. Bense "daha güzel olmasına gerek yok" diye direnirdim. Sabahattin "çeviri kadın gibidir; ya serbest ve güzel olur, ya da sadık ve çirkin" derdi.
Bense, Sabahattin eskiden Fransız Dili ve Edebiyatında doçent, dolayısıyla hocam olduğu halde, usta çırak ilişkisinin gerektirdiği saygıyı boş verir, ona kafa tutardım. "Bana bak, bu karı hem sadık hem de güzel olacak" derdim.