Günaydınn))
Gece uyumamışsın ki sabah uyanasın.. Yüzündeki o yorgunluğu gizlemek adına evden çıkmadan önce yüzüne sürdüğün birkaç şey.. Ama nafile, ruhun sönük. 07.30 otobüs durağında, bir şarkı kulağında.. ..Mevzu derin ve hava serin Esme öyle, eylül, bitmelisin.. Soluna oturan acıklı bir nida, Hitaben yılların yorgunluğuna. Kasvet göğüs kafesinden yayılıyor ruha. Bu şarkılar iyi gelmiyor sana... Zehra Yaden
RESÛLULLAH (S.A.V.) EFENDİMİZE HER HUSÛSTA İTAAT ŞARTTIR
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bir hadîs-i şerîflerinde: “Müslüman kişinin, -günâh ile emrolunmadığı müddetçe- hoşuna giden veya gitmeyen bütün husûslarda, (âmirlerini) dinleyip itaat etmesi vaciptir.” Diğer bir hadîs-i şerîflerinde de “Bana itaat eden, Allâh’a itaat etmiş, bana isyan eden, Allâh’a isyan etmiş olur. Emîrime itaat eden, bana itaat etmiş, emîrime isyan eden, bana isyan etmiş olur.” buyurmuşlardır. Bu sebeple her emrinde Resûlullâh’a itaat şarttır. Nitekim, Peygamberimiz (s.a.v.), Hayber Seferi’ne çıkacakları sırada, “Son derecede yoksul veya zayıf olanlarla, binekleri uysal olmayanlar, geri dönsün!” buyurarak nida ettirdiler. Bunun üzerine, bazı kimseler geri döndüler. Bir zât da ağır yürüyüşlü huysuz bir deve üzerinde yola çıkmıştı. Deve, ürküp kaçarak onu, üzerinden yere düşürdü. Adamcağız şehit oldu. Arkadaşları, cenazesini Peygamber Efendimize getirdiler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), onlara ne olduğunu suâl etti. Onlar da hâdiseyi anlattılar. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), “Ey Bilal! Sen, halka, binekleri uysal olmayanlar geri dönsünler, diye bildirmedin mi?” diye suâl ettiler. Bilâl-i Habeşî (r.a.) da “Evet, bildirdim ya Resûlallah!” dedi. Bunun üzerine, Peygamberimiz (s.a.v.), o kimsenin cenaze namazını kendisi kıldırmaya yanaşmadı. Yine harp esnasında Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir ara İslâm mücâhidlerini harp düzeninde sıraladılar. Kendisi emir verene kadar hücum etmeyi de yasakladılar. Fakat Eşcâ‘ kabilesinden bir adam, bu husûsta itaatsizlik göstererek Yahûdîlere saldırdı ve şehit edildi. Mücâhidler, “Yâ Resûlallah! Falan kişi şehit edildi!” dediler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Ben, taarruzu yasaklamadım mı?” diye suâl etti. “Evet” dediler. Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), itaatin her hususta icap ettiğini, kati bir
İtaat
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Toplu Alıntılar...
Sekülerizm Çıkmazından Mağaraya Doğru-Aydın Başar. Nida Yayıncılık, 2012  Kitaptan Alıntılar; islamikitapozet.blogspot.com/2026/06/sekuler...
Din
Allah Teâlâ’dan Başkasına Nida Etmenin Kısımlarının Açıklanması ​Bil ki! Allah Teâlâ’dan başkasına yapılan nida (sesleniş) beş kısımdır: ​ Bir peygambere veya ondan başkasına keşif yoluyla (manevi bir müşahede ile) seslenmek; bu caizdir. ​ Meleklerin, o selamı kendisine ulaştıracağına inanarak, özellikle salat ve selam lafızlarıyla nida etmek; bu caizdir. ​"Allah Teâlâ’nın bu seslenişi ona ulaştırması mümkündür" şeklindeki bir zan üzerine seslenmek; bu durum şirk şüphesi/vehmi uyandırır. ​ Kişinin, ona duyduğu aşırı aşk ve sevgiden ötürü, onu karşısında hazır ve kendisine hitap edilen bir konumda varsayarak (gıyabında) seslenmesi; bu, şirk şüphesi uyandırmaz, bilakis (edebiyatta ve gelenekte) bilinen ve uygulanan bir durumdur. ​Seslenilen varlığın gaybı bildiği veya her şeyi kuşatan (küllî) bir ilme sahip olduğu inancıyla nida etmek; işte bu, apaçık bir şirktir. Şirk ve bidat ehlinin adetlerinden/sembollerinden kaçınmak vaciptir. Çünkü her şeyi kuşatan (küllî), kendinden olan (zatî) ve mutlak daimi olan ilim, yalnızca Allah Teâlâ’ya mahsustur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları O'ndan başkası bilmez." (En'âm, 59). ​İmam Buhârî (r.h.) de senediyle Hz. Peygamber’in {s.a.v.}) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Gaybın anahtarları beştir, onları Allah'tan başkası bilmez: 'Şüphesiz kıyamet saatinin bilgisi Allah katındadır. Yağmuru O indirir, rahimlerde olanı O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Ve hiçbir kimse hangi toprakta öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.' (Lokmân, 34)"
Bana Yakın Ol!
Sahabilerden Ebû Karfese (r.a.) rivayet ediyor: Bir gün Allahın Resûlünün mescidine gittim. Bir müddet sohbette bulundum. Hz. Osman (r.a.) de Peygamber mescidine geldi. Bir köşeye oturdu. Kâinatın Efendisi onu görünce dediler ki: - Yâ Osman! Bana yakın ol! - Peki, ey Allahın Resûlü! Hz. Osman (r.a.) Âlemlerin Tacına biraz yaklaştı. Peygamberler Peygamberi: - Yâ Osman, dedi. İyice yanıma gel! Hz. Osman (r.a.) iyice yaklaştı. Dizi Allahın Resûlünün mukaddes dizine değiyordu. Hz. Osman'ın yakasının bağı açıktı. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) mübarek eliyle bağladı. Ve Hz. Osman'ın îmân aynası berrak yüzüne baktı, mübarek gözlerinden billûr billûr yaşlar aktı: Yâ Osman, dedi. Önünde büyük işler olacağını bil! Kıyamet günü benim havzıma en önce sen gelirsin. Damarlarından kan akar. Rengi kan rengi, kokusu misk kokusu gibidir. Allahın Peygamberi olarak ben, sana "Sübhanellah, seni kim böyle yaptı?" derim. Sen falan, falan dersin. O zaman Arşın içinden bir nida gelir. "Biliniz ki, Osman Bin Affan her sürülmüş üzerine emîr ve pâdişâhtır," der, sonra Hak Tealâ ile senin arandan perde kalkar. Sana tecellî eder. Cenâb-ı Hak sana "Ya Osman! Seni şehid edenler hakkında ne düşünüyorsun?" buyurur. Sen de: "Yâ Rabbi! Eğer sen onları muaheze edersen, ben de azarlarım. Eğer sen avf edersen, ben de avf ederim," dersin... Hz. Osman ( Radıyallahu Anh )
1000Kitap