Friedrich Nietzsche
Arı gibi bal toplamış bilgeliğimden bıktım, onu almak için uzanmış eller gerek bana.
Tanrı Öldü, Yerine Enerji mi Geldi?
Nietzsche’nin “Tanrı öldü” sözü çoğu zaman yanlış anlaşılır. O, yalnızca dini inançların zayıfladığını değil; insanların dünyayı anlamlandırdığı eski değerlerin çöktüğünü anlatıyordu. Fakat görünen o ki insan anlam aramaktan vazgeçmiyor. Bugün bazı insanlar Tanrı’dan söz etmiyor olabilir. Ama onun yerine “enerji”, “evrenin mesajı”, “çekim yasası” ya da “titreşim frekansı” gibi kavramlarla konuşuyor. Belki de soru şudur: İnsan gerçekten Tanrı’yı mı terk etti? Yoksa yalnızca kullandığı sembolleri mi değiştirdi? Nietzsche bugün yaşasaydı, insanların eski tanrıları terk ederken yeni putlar üretmeye devam ettiğini söyleyebilirdi. Çünkü bazen değişen şey inancın kendisi değildir. Yalnızca aldığı biçimdir. — Çağrı ÖZPOLAT, Bibliyosmia, 21.06.2026
Bibliyosmia
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sanata sığınır insan. Nietzche'nin dediği gibi... "Hakikat yüzünden ölmemek için sanat vardır"
Ben den bize yolculuk...
"Ben"den "Biz"e varmak için kırk fırın ekmek yemek, kırk olgunluğuna erişmek, kendini bilmek gerek... "Nietzsche Ağladığında" kitabında derki: Benim “biz” haline gelebilmem için önce “ben” olmam gerek. Evet, şahsiyet kazanmamış insan henüz "biz" olmayı idrak edecek durumda değildir. Nietsche'nin bu sözünden yola çıktık...bu düşünce, insan olmanın ve gerçek bir bağ kurabilmenin en temel paradokslarından birini vurucu bir şekilde özetliyor. Bu felsefi ve psikolojik derinliği biraz daha genişletelim: "Ben" olmadan "Biz" olmak, bir illüzyondan öte bir şey değil... Kendi sınırlarını çizememiş, kendi değerlerini keşfedememiş ve "Ben kimim?" sorusuna samimi bir yanıt verememiş bir insan için "Biz" olmak, bir birliktelik değil, bir "kayboluştur". Henüz bir şahsiyet kazanamayan kişi, bir başkasıyla yan yana geldiğinde onun içinde erir, onun gölgesinde yaşar veya onu bir koltuk değneği gibi kullanır. Oysa gerçek bir "Biz", iki zayıf insanın birbirine yaslanarak ayakta durmaya çalışması değil; kendi ayakları üzerinde durabilen iki güçlü iradenin, hayatı birlikte yürümeyi "seçmesidir". Kendini bilmek için kırk fırın ekmek yemek gerek... İrfan kültürümüzdeki "kendini bilmek" (Nefsini bilen, Rabbini bilir) düsturu ile Batı felsefesindeki "Kendini tanı" (Nosce te ipsum) öğretisi tam da bu noktada kesişir. Kırk fırın ekmek yemek süreci, hamlıktan pişmeye giden yoldur. İnsanın kendi hatalarıyla yüzleşmesi, egosunu törpülemesi ve yalnızlığın koridorlarında yürümeyi öğrenmesidir. Yine kırk olgunluğu denilir kültürümüzde, bu sadece yaşla ilgili değil, yaşanmışlıkların sindirilmesiyle ilgilidir. İnsan ancak kendi içindeki fırtınaları dindirdiğinde, bir başkasının limanı olabilir. Nietzsche, bu noktada bireyin kendi potansiyelini gerçekleştirmesini (Üstinsan idealini) her şeyin
“Kadın ve erkek farklılıklarına rağmen eşittirler”
Prof. Dr. Nevzat Tarhan Kadın ve erkeğin beyin yapısı, ruhsal ve psikolojik yönden birbirlerinden pek çok farklı yönü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ancak iki cinsten birinin diğerinden üstün değil, iki cinsin bir elmanın yarısı gibi bir birini tamamladıklarını söyledi. Üsküdar Üniversitesi Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, son dönemlerde yoğun bir şekilde süregiden kadın-erkek eşitliği konusundaki tartışmalara açıklık getirdi. Tarhan, “Kadın Psikolojisi” isimli kitabında iki cinsi biyolojik ve psikolojik yönleriyle tahlil eden Tarhan, önemli ayrıntılara dikkat çekiyor. Son 10-15 yıldır nörolojik bilimlerdeki devrim ve genetik bilimlerdeki olağanüstü gelişmelerin kadın erkek farklılıklarını yeniden ele almayı zorunlu hale getirdiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan şu değerlendirmelerde bulunuyor. Kadına biçilen roller yeniden değerlendirilmeli “Birinci önermemiz, kadının biyolojisini göz önüne almadan onun için en uygun olanın tanımlanamayacağı gerçeğidir” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İkincisi, kültürel ve geleneksel aktarımların kadına biçtiği rollerin, günün verilerine göre yeniden tanımlanması gerektiği gerçeği. Üçüncü önermemiz, modernizmin getirdiği sosyokültürel değerlere rağmen ruh sağlığımızdaki olumsuz gidişatın kadın psikolojisi üzerindeki sonuçlarını gözden geçirmek gerekliliği. Dördüncü ise, kadına ikinci sınıf olmayı öneren erkek egemen kültüre karşı, kadın erkek savaşlarını teşvik eden feminizmin yanlışı yanlışla düzeltmeye çalıştığının kanıtlanması” dedi. “Ortalama erkek, ortalama kadından daha üstündür” düşüncesinin Aristoteles’in tezi olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Aynı tez materyalizmin teorisyenlerinden Nietzsche tarafından da savunuldu. “Peki, günümüze gelindiğinde bu durumun alternatifi nedir?
Nietzsche gibi
Bir daha hiç incinmemenin yolunu bulmuştum.
1000Kitap