İnsanın trajedisi, bir zamanlar çocuk olmasıdır, diyor Nietzsche. Bununla beraber biz yine de, Charles Odier'in gösterdiği gibi, nevrotik insanın kaderinin kendi elinde olduğunu akıldan çıkarmamalıyız.
“Ah, bunu benden iyi kim anlayabilir? Zaman zaman, var olan en yalnız adam olduğumu düşünüyorum. Dediğiniz gibi bunun, insanların varlığı ya da yokluğuyla ilgisi yok, üstelik yalnızlığımı elimden aldıkları halde gerçekten benimle olmayanlardan da nefret ederim.”
“Ne demek istiyorsunuz Friedrich? Sizinle nasıl olmazlar?”
“Benim için aziz olan şeylere değer vermeyerek! Bazen yaşamın o kadar içini görebiliyorum ki birden doğrulup çevreme baktığımda kimsenin yanımda olmadığını, bana eşlik eden tek şeyin zaman olduğunu görüyorum.”
Breuer’in yüzünde anladığını belirten bir ifade göremeyen Nietzsche ekledi: “Demek
istediğim şu: Biriyle tam bir ilişki kurabilmen için önce kendinle ilişki kurabilmelisin.
Eğer kendi yalnızlığımızı kucaklayamazsak, inzivaya karşı kalkan olarak başka birini
kullanırız. Yalnızca bir kartal gibi yaşayabilen insan, kimsenin kendisini seyretmesine
ihtiyaç duymadan başka birine sevgisini verebilir; yalnızca o zaman o insan bir
başkasının büyümesi ve gelişmesiyle ilgilenebilir. Bu yüzden, insan evliliğini
bitiremiyorsa, o evlilik zaten bitmiş demektir
Kendi gibilerle olmayan her ilişki kötü ilişkidir - her filozofun yaşam öyküsünün önemli bir bölümünü oluşturur bu, belki de en nahoş, en pis kokan, hayal kırıklıklarıyla dolu bir bölümünü. Eğer şansı varsa, bilginin şanslı çocuğuna yakışacağı gibi, görevini asıl azaltanlar ve kolaylaştıranlarla karşılaşır.
Ben de sizin gibi korkuların neden gece hükmettiğini hep merak etmişimdir. Yirmi yıl düşündükten sonra, artık korkuların karanlıkta çıkmadığını; daha ziyade onların her zaman orada olan ama gün ışığının parlaklığında silinen yıldızlar gibi olduğuna hükmettim.
"Karşınızdakini, kendinizi sevdiğiniz gibi sevin fakat ilk önce kendisini seven, büyük bir sevgiyle ve büyük bir hor görüyle seven kişiler olun!" Böyle söyledi tanrı tanımaz Zerdüşt.