Uzun zamandır Jack Londondan bir kitap okumak istiyordum ve Vahşetin Çağrısı bunun için çok ideal bir başlangıç oldu. Genel olarak Amerikan/İngiliz edebiyyatında rastladığımız kuru dille anlatım tarzını geçersem çok akıcı ve enteresan bir kitaptı. Bir köpeğin gözünden vahşi hayatı anlatması, sıcak ev ortamından vahşi bir ortama alışması ve insanların köpeğe davranışlarını çok detaylı anlatmış.
Kitabı okuduğum sürede kendime sorduğum soru şuydu: acaba bir köpeğin hayatını okumanın nasıl bir faydası ola bilirki? Ama kitabın sonlarına geldiğimde, köpeğin vahşi hayata nasıl alışması ve ortamın şartlarının bir hayvanı nasıl değişmesi bana insanları hatırlattı. İnsanlar olarak her ortama alışma özelliğimiz bana göre en büyük hediyemiz olmalı. Zor şartların var olduğu bir ortamın sebep olduğu değişimler de hayatımızın geri kalan kısmında bizi etkiler ve aldığımız kararlarda önemli role sahiptir.
Aynen bir askerin uzun ve kanlı bir savaştan sonra tamamen değişip farklı bir insan olması gibi, köpeğin de zor şartlara nasıl alışarak değişmesini görmek hem üzücü, hem de hayatın gerçekleri dediğimiz taraflarından biri. Biolojiye bakarsak insanlar hayvanlar sınıfına aittir ve doğaldır ki, insanlar da şartlara uygun olarak hayatını değiştiriyor ve buna uygun haraket ediyor. O yüzden bana göre bu kitaptan çıkaracağımız en büyük ders şartlar ne olursa olsun, hayata alışmak ve kurallarına göre oyanamanın gerekli olduğudur.