Gemiler denizlerde yüzmek için yapılmış gibi görünür; ama asıl
amaç yüzmeleri değil, limana varmalarıdır. Bizimki de tıpkı böyle bir yüzmektir işte, hangi limana gideceğimize dair en ufak bir fikrimiz olmaksızın.
Kendimde bir insanı cezbedecek herhangi bir özellik göremediğimden, bir insanın cazibeme kapılabileceğine de hiç inanmadım. Hep beklediğim beklenmedik olaylar günbegün beni haklı çıkarmasa, budalalık derecesine varan bir alçakgönüllülük denebilirdi bu düşünceye.
En çok hissettiğim şey yorgunluk, bir de var olmaktan başka varlık sebebi olmadığında yorgunluğa yapışan şaşkınlık var. Yapmak zorunda olduğum hareketlerden cidden korkuyorum, telaffuz edeceğim kelimeler hakkında da kafam hiç rahat değil. Hepsi daha baştan başarısızlığa mahkûm gibi geliyor.
Ne olduğumuzun bizi gerçekten ilgilendirmediğini, düşündüklerimizin, hissettiklerimizin hep bir tercüme olduğunu, istediğimiz şeyleri gerçek anlamda istemediğimizi ve belki zaten kimsenin istemediğini –anbean bunları bilmek, her duyguda bütün bunları hissetmek, bu değil midir kendini kendi ruhuna yabancı hissetmek, kendi duygularında sürgünlük çekmek?