Kullandığımız araba, kolumuzdaki saat, kocamızın mesleği, oturduğumuz semtle kendimizi değerli hissetmemizi sağlayan koşullanmalar da bir anlamda daha çok cahiliye döneminden kalma putlar gibi ‘putlarımız’ olur.
Çağımız insanı puta tapmayı küçümserken, kendi putlarını kaybettiğindeki çöküşünü, depresyonlarını, intiharları izah etmelidir.
Puta tapmak insanı alçaltırken, materyalist dünyanın putlarının akla yakın hale getirilmesiyle ruhumuz, insanlığımız, bedenimiz yara almaktadır. Yara kaynaklarını doğru tespit etmeli, putlaştırılan birçok maddi materyalle batıl ilişkilerimizi düzeltmeden yaraların kapanmayacağını bilmeliyiz.
biz hekimler varoluş mucizemizden ‘bihaber’ olarak kabarmış egolarımızla kendimizi ‘küçük tanrılar’ ilan edip, yaptığımız tedavilerle/ ameliyatlarla egolarımızı beslemeye devam ederiz.
Vücudun pıhtılaşma sistemi olmasa, değil ameliyat bir iğne bile yapamayacağımızı, yara iyileşmesi programı olmasa tüm ameliyat yaralarından irinler akacağını görmezden gelerek burnumuz havalarda gezeriz.
Biz biliyoruz ki “bir numara büyük alalım gelecek yıl da giyer” diyen, aynı kıyafetle üç çocuk büyüten annelerimiz hâlâ burada. Giydiği kıyafet yıprandığında önce minder kılıfı sonra toz bezi en son da paspas yapan ninelerimiz hâlâ yaşıyor.
Kapitalist sistemin gönüllü ya da gönülsüz köleliğini yapan modern insana minimalizmin bir ferahlık sunduğu yadsınamaz. Batıda ortaya çıkması ve tüm dünyaya yayılarak “trend” haline gelmesi tüketime doymuş, huzuru arayan insanlık için sevindirici.