“...insanın bir de dimağı vardır ki yemek, yatmak, eğlenmek gibi şeylerle alakadar olmayan birtakım ihtiyaçlar taşır. Kendine yakın bir arkadaş arar. Kendisine yardım edecek (maddi veya manevi yardım edecek) diğer bir insan ister ve bunun mümkün olabilmesi için yardım isteyen diğer insanlara yardıma hazır bulunur. Sonra muhakkak sevilmek ister, bunun için de başkalarını sever.
Düşün, dünyada yalnızlık kadar feci şey var mıdır? Tabii yalnızlıktan kafa yalnızlığını kastediyorum, yoksa dünya bir sürü kuru kalabalıkla dolu...
Ama bizim manevi hayatımızda maddi hayatımızda bize arkadaş olabilecek insan ne kadar azdır.”syf:49
***
Kitap Sabahattin Ali’nin eşine ve kızına yazdığı mektuplardan oluşuyor. Yazarın hem kendi el yazısı ile yazdığı metinlere hem de Osmanlıca kaleme aldığı mektupların asıllarına yer verilmiş bu da 159 syf olan kitabın okumamız gereken kısımlarını yarı yarıya azaltmakta.
Syf 55’e kadar olan kısım nişanlılık döneminde yazıldığı için sevgi cümleleri ve edebi değeri olan cümleler öne çıkıyor. 55’ten sonrası ise Sabahattin Ali’nin iş durumları, başına gelen üzücü olaylar, maddi durumlar, dergi çıkartırken yaşadığı sıkıntılar vs. anlatılıyor.
Mektupları okurken keşke eşinin (Aliye Ali) yazdıklarını da okuma şansım olsaydı diye geçirdim içimden ve bu kadar erken bitmeseydi... Sabahattin Ali’nin coşkulu bir aşık, sorumlu bir eş ve sevecen bir baba olduğuna şahit oldum her satırda.
Ve birine “arnavut oğlu arnavut” denilince iki aya kadar mahkûm olunabileceğine, adaletin o zamanlar oldukça farklı işlediğine...
Ve bundan 70-80 sene önce insanların haberleşebilmek için nasıl emek sarf ettiklerine...
Her an elimizin altında bulunan telefonların, merak ettiğimiz birine ulaşmanın 2 saniye sürdüğü günümüzdeki rahatlığına ve bize hiç de lüks gelmeyen ama o gün