Her şeyin aynı şekilde sürüp gideceğini sanırız.
Kâinata ve hayata akıl erdirmeye çalışmak boş.
Akıl dediğin bir yere kadar.
Nasıl gayba inanıyoruz, olup bitenler için şöyledir böyledir demenin bir mânası yok. Teslim olmalı.
Hayatlarımızın içinde pek çok hayat yaşıyoruz; insanların gelip gittiği, arkadaşların kaybolduğu, çocukların büyüdüğü parça parça hayatlar ve ben, hangi hayatımın diğerlerini çerçevelediğini asla bilemiyorum.
“Ve onlar ki: ‘Ey Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl’ derler.” Furkan 25/74
*
Bilgi edinmenin sosyal medyadaki üzerine yazı yazılmış fotoğraflar seviyesine düştüğü şu zamanda bilgiden konuşmak, bilgiyi anlatmak epey çetin. İnsanların odak seviyesi, süresi on beş saniyeyi geçmeyen videoları aşamamasını da hesaba katınca bu iş epey çetrefilli bir hal alıyor. Çünkü konunun mahiyetine bağlı olmak kaydıyla bir şey anlatmak genel olarak ne iki cümleyle bitirilebilecek ne de yarım dakikada nihayete erdirebilecek bir durumdur. Anlatmak ve anlaşılmak, konuşmak ve dinlemek…
Anlatma tabiatıyla konuşanın, anlamaksa konuşulanın işi. Yani bir muhatap, bir dinleyici olmadan anlatmak beyhude bir çabadır ki kişiyi kendi kendine konuşmak gibi garip bir durumun içine sokar. Halk arasında kendi kendine konuşana deli dendiği ise meşhurdur. Konunun ehemmiyeti ve günümüzdeki kritik eşiği açısından bu kitap –konu- özelinde söylenenler için anlatana ya delidir bırakın konuşsun denecek ya da bilginin hangi aşamalardan geçip bilgi olduğunu bilen vicdan ve hak sahiplerince kulak kabartıp dinlenilecek.
Merhum Alatlı’nın Or’da Kimse Var Mı? seslenişi gibi hala orada bir yerde insaflı ve gayretli okur vardır diye, yazmaktan geri durmayalım.
*
Merhum Bekir Topaloğlu’nun 1965’te ilk baskısı yapılan kitabı aradan geçen yaklaşık 60 sene zarfında güncelliğini yitirmemekle kalmayıp ehemmiyeti belki o döneme kıyasla artmış durumda. İslam dinine saldıranların ilk duraklarından biri olarak kabul edebileceğimiz kadın meselesini aile kurmanın alenen kötülendiği, evliliğin en ufak olayda bozulabilen bir oyun sayıldığı, cinsiyet tanımlarının alt üst edildiği, kadın tanımının kadın kelimesi kullanılmadan dahi yapılamadığı bir dönemde ele
İslam'da KadınBekir Topaloğlu · Yağmur Yayınları · 198561 okunma
Bu platformda ilk okuyan olaraktan kısa bir inceleme bırakayım :)
Kitabı Serkan Karaismailoğlu'nun paylaşımıyla görüp aldım.
Hypatia'nın acı hikayesi ile günümüzü eşleştiren müthiş bir girişi var. Bilgeliğin kıymetinin azaldığı bir dönemde toplumun bilgelere nasıl baktığı ve insanlığın o zamana kadarki en büyük birikimi olan İskenderiye Kütüphanesi'nin acı sonu günümüz post-truth çağı ile benzetilmiş. (Pek film kültürüm olduğu söylenemez, ilgilerime göre tek tük izlerim ama Hypatia'yı merak edenlere "Agora" filmini önerebilirim.)
Kitapta, günümüzdeki whatsapp ansiklopedisi gibi aslı astarı olmayıp müthiş bir hızla yayılan, kaynağı sorgulanmayan ya da sadece söyleyen kişinin itibarı ile doğruluğu garantilenen "sözde" bilimin gerçek bilimle nasıl ayrıştırılacağı ayrıntılarıyla anlatılıyor. Kovid salgınında farklı uzmanlığa sahip olup ünvanlarıyla her yerde boy gösterip fikirlerini beyan edenler,bir konu hakkında hiçbir bilgisi-birikimi olmayıp sadece inanışlarıyla hareket edip bilimi reddedenler, hiç bir deneysel bulgu beyan etmeden ürettiği ilaçları her bir şeye iyi geliyor diyerek pazarlayıp satanlar vs. sözde bilimin tüm uygulayıcılarından bolca bahsedilmis. Kısacası post-truth çağının insanlığın bilimsel birikimini nasıl tehdit ettiğini gözler önüne serilmiş.
Sadece şu GDO kısmı çok bilgi sahibi olmasam da beni korkutmaya devam ediyor diyeyim :)
Ortapia takipçilerine tanıdık pek çok yer denk gelecektir.
Ben beğendim, keyifli okumalar dilerim..