Uyanmaya, kendinizi tanımaya, karanlıktaki yanlarımızı ortaya çıkarmaya çalışmamızın bir nedeni var. Bazen Bize acı veren bütün çabamızın ardında aslında tek bir istek var. Yaşamımızın yönetimini ele almak. Çünkü içten içe biliyoruz ki sevdiğimiz bir yaşamı, yönetimini ele almadan yaratmayacağız. Ama bilmediğimiz bir şey var: Yönetmek demek, kontrol etmek demek değildir. Yönetmek demek, aynen bir kaptan gibi, yaşam gemimize yön vermek, rotamızı çizmek, hangi limanlara uğrayacağımıza, hangi yükleri taşıyacağımıza, mürettebatı nasıl yöneteceğimize karar vermek demektir.
Biz is, yönetmek ile kontrol etmeyi karıştırıyoruz çoğu zaman. Ve kontrol edemeyeceğimiz şeylerin peşinde koşarken kendi yönetimimizi elden kaçırıyoruz. İlişkide olduğumuz insanları, işimizi, müşterilerimizi, patronumuzu, sevgilimize, eşimizi, çocuğumuzu, kendimizi, toplumumuzu, dünyayı, evreni kontrol etmeye çalışmaktan bahsediyorum. Kabul edin artık, bu mümkün değil. Tek kontrol edebileceğimiz şey kendimiz, eylemlerimiz, sözlerimizdir. Belki de kontrol edemeyeceğimiz şeylerle, yönetebileceğimiz şeyleri ayırt edersek ve kendimizi istediğimiz sonuçları almak üzere yönetmeye başlarsak, bir süre sonra bütün evrenin de sözünü dinlemeye, istediklerimizu vermeye daha istekli olduğunu görmeye başlarız, ne dersiniz?
Ne demek kendini yönetmek? Kendini yönetmek demek yaşamın elinde oradan oraya savrulan bir yaprak olmamak, yaşama tepki vermeyi bırakıp yanıt vermeye başlamak demektir. Yaşamın karşısında bir tavır almak ve kendi gerçeğini, kim olduğunu güvenle söyleyebilmek ve bu sözün arkasında durabilmektir.
Kendinizi yönetmek üzere ilk adımı attığınızda, uzun zamandır başıboş gezmekte olan bir geminin yönetimine geçen kaptan gibi hissedebilirsiniz. Dümeni kontrolden çıkmış, rüzgarların ve dalgaların yönetimindeki