Fena bir adam değildi ama belki daha kötüsü, yarı iyi bir adamdı. Zayıf ruhlu, enerjisiz bir insan olduğu hâlde, kendisinin iyi baba, iyi oğul, iyi koca olduğuna inanıyordu. Eğer böyle olmak için her fırsatta açığa vurulan bayağı bir iyilik ile, insana kendinden olanları, kendisinden oldukları için sevdiren hayvanca sevgi yeterliyse, iyi bir insan sayılabilirdi. Çok bencil olduğu da söylenemezdi. Zirâ bencil olacak kadar kişiliği de yoktu. Hiçbir şey değildi. Ne korkunç şeydir böyle hiçbir şey olmamak! Havada bırakılmış hantal bir cisim gibi düşer bunlar ve düşmeye mahkûmdurlar; mutlaka düşeceklerdir, düşüşleri sırasında kendilerinden olanların hepsini de sürükleyip götürürler.
Her şeye o kadar yukarıdan bakan bir adamdı ama hayatta kendinden üstün kimselere karşı âdeta aşağılık bir hayranlık duyardı. Sonsuz bir bağımsızlık duygusu taşıdığı hâlde körü körüne itaat ederdi. Aydın düşünceli olduğunu ileri sürse de bütün boş inanışlara bağlıydı. Bir yandan kahramanlığa düşkün, gerçekten cesur adamdı, bir yandan da o kadar çekingendi ki! Yarı yolda kalan, gelişmemiş bir yaradılış.
Hayatımıza düzen ve disiplin, ruhumuza hayat, kalbimize aşk ve ateş koyacak bir el bekliyoruz. Kalabalığımız yapayalnızdır. Dualarımız göklere yükselmiyor. Gerçek Sahibimiz'le aramızdaki bağlar her nasılsa büsbütün koptu. Bize ilim, sanat, bize kuvvet lâzım. Ruhlarımızın fatihini bekliyoruz.
Sayfa 78 - Dergâh Yayınları, 15. basım, Aralık 2017.·Kitabı okudu