Belli ki dış görünüşüne önem vermeyen; üstü başı dağınık, saçı sakalı kir içinde bir bey amca görmüştüm. Kimi geceler dışarıda uyur, kimi günler kaybolurdu ortadan. Yine bir gün dışarıda yağmura çamura aldırış etmeden sırt üstü uzanmış elleriyle islanan kağıttan bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Tüm cesaretimi toplayıp konuşmaya gittim. Tüm cesaretim diyorum çünkü insanlar ondan kaçardı genelde, bir keresinde dayım ile onun yanından neden hızla geçtiğimizi sorduğumda bana bey amcadan kötü bir koku geldiğini söylemişti. Oysa ben yalnız bir adamın kokusunu duymuştum kendi içimde.
Küçük adımlarla gittim yanına şöyle bir doğruldu baktı bana: "buyur evlat" dedi.
Heyecanlandım, hatırlıyorumda o an, islanan kağıdı ne yapacaksınız diyecektim. Sert tonda buyur evlat demesi korkutunca beni "yağmurda neden uzanıyorsunuz" deyiverdim. Uzun uzun baktı bana. Yumuşak bir sesle: "Sen yağmuru pencere arkasından izlediğinde hissedebiliyor musun?" dedi.
Düşündüm, üzerime yağan şeyin beni ne kadar rahatlattiğini hissedince cevap veremedim.
Aradan yıllar geçti ve şimdi şimdi 24 yaşındayım.
Hayattan sıkılıp çok yorulduğum zamanlar aklıma söylediği şey gelir hep, yaşadığım hayata pencerenin arkasından baktığım.
Ve yine yıllar sonra bir gece Jorge Luis Borges'in Anlar şiirini ilk okuduğumda aklıma o bey amca gelmişti, sanki hayatı ikinci kez yaşıyordu. Belki de o gün korkmayıp cevap verseydim, hayat için vereceğim birçok mücadelenin boşuna olucağını hayattan sıkılmak istemiyorsam önümde duran tek şansı ikinci kez yaşıyormuşum gibi hissetmem gerektiğini söyleyecekti.
Anlar;
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde daha çok hata yapardim.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadıgım kadar,
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile
Lise sondaydım..
Felsefe hocası derse girdi, "arkadaşlar bana pisliğin tarifini yapar mısınız?"
dedi. Birer birer cevap verdik ama hoca hiçbirimizin cevabını doğru kabul etmedi.
"O zaman siz yapın tarifini hocam." dedik..
Hoca ayağa kalktı ve;
"Pislik bulunmaması gereken yerde bulunan şey veya kişidir." Diye bir tarif yaptı...
"Nasıl yani?" dedik
"Çok kolay arkadaşlar."dedi..
"Örneğin annenizin saçını öper ve koklarsınız. Ama o saçın bir tek telini dahi yemek tabağınızda görseniz iğrenirsiniz ve o saç pislik olur."
Yine tabağınızdaki yemeğinizi yağına ekmek banarak yersiniz ama o yağın bir damlası bile elbisenizin üzerine damlarsa o yağ artık pis olur."
"Ve bir kimse bulunmaması gereken bir makamda bulunuyorsa eğer, unutmayın ki o da bir pisliktir."
#Alıntı
Yüzlerimizi oluşturan organlar hepimizde aynıdır. Hepsi aynı yerde durur hep. Gözler, dudaklar, burun, kulaklar,çene...
Ama ilahi dokunuştan mı ne, aynı şeyler aynı yerde bambaşka şekillere girerler. O yüzden aslında kimse kimseye benzemez.