Babamın beni arayıp yolların nasıl olduğunu sormadığı ve dikkatli sürmemi tembihlemediği ilk yolculuğum. Köy evine, beni kapının önünde karşılayıp eşyalarımı almadığı, bana tutuk bir şekilde sarılılmadığı ilk varışım. Beni etrafta dolaştırıp nelerin çiçek açtığını, nelerin meyveye durduğunu, nelerin yolunda gitmediğini, donun neleri vurduğunu, havalar ısınınca neleri dikeceğini göstermeden bahçeye ilk girişim.
Bir yandan en mutlu, bir yandan en hüzünlü yıl. Mutluluk kısa sürer, tıpkı o bahar açıp solan nergisler ve fulyalar gibi. Hüzün, her şeyi boğan ve babamın “onlardan kurtuluş yok” dediği inatçı otlar gibi uzun süre kalır.