İşte Katre-i Matem, gökkubbenin altında daha evvel hiç görülmeyen bir lale rengi taşıyordu. Bu rengi ona Nakşıgül'ün avucundaki kan mı vermişti, yoksa Kara Şahin'in bir yıldır yaşayıp durmakta olduğu gam mı? Topaç Yeye'nin hasretle çapaladığı toprağı mı, dalını bir âşık gibi kucaklayıp kuşatan yaprağı mı?
Nakşıgül'ün yanağı al al idi ve acaba elindeki lale soğanını sıradan kızıl bir lale olarak mı tutuyordu? Yoksa bu lale gerçekten Hafız Efendi'nin de dediği gibi kızıl açacaktı da onu toprağa koyarken adını Katre-i Matem koydukları ve duasını öyle yaptıkları için mi siyahlara bürünmüştü? Belki de adı "Matem Damlası" oldu diye matem renginde, siyaha çalan koyu mor renkte açmıştı!
"Ne kadar çok şey biliyorsunuz efendim!.."
"Bilmek mi oğulcuğum!.. Hıh!.. Bilmediklerimi ayağımın altına koysam başım göğe değerdi. Unutma, cehaletten daha dermansız dert yoktur! Gerçi bilgiye hâkim olmak mutluluktan çok keder verir ama insan da öğrenerek çoğalır. Sen de zamanla her şeyi öğreneceksin. Öğreneceksin ki hayatı anlayacaksın, Yüce Yaratıcı'yı tanıyacaksın."
Sevdikleri bir güneş ve onlar da güneşin ışığına tutuluyorlar. Güneşten kaçmaları mümkün olmadığı gibi onu kuşatmaları da mümkün değil. İşte bu yüzden varsa yoksa güneşe bakıp ağlıyorlar.