Kendimizi ne güzel unuttuk ama (!)
Kitap sanırım acı hissimizi hatırlatmak için yüzümüze tokat atıyor. Biz hedonist insanların kaçtığı ve görmek istemediği tüm gerçekliği gözler önüne seriyor. Haliyle gerçeklik algısını yitirdiğimiz şu çağda bu denli hakikati görmek ağır geliyor. Okurken ‘dur, bu kadar yeter’ deyip elimden bırakıp yazılanları sindirmeye çalıştım. Herkes de bu denli etki etmeyebilir elbette.
Sürekli izleniyor hissi, nasıl görünüyorum düşüncesinin ardından üzerine eklenen beğenilme isteğiyle farklılıklarımızı bırakıp aynileşiyoruz. İmkanları zorlayarak da olsa onlar gibi oluyoruz. Ama yetmiyor, yetmeyecek. Yetişemeyeceğiz, sonuç bir depresyonun ortasındayız.
Duygularımızın, düşüncelerimizin sömürülüp mahremiyetimizi gözler önüne sermeyi ihtiyaç haline getiriyoruz. Hepimiz özgür olduğumuzu sanan bağımlılarız.
Burası acının olmadığı bir dünya, acı çekme ve ölüme meydan oku. Eğlence, kameralar, mekanlar.. Kocaman sahte bir dünya..
Peki bir yerlerde savaşlar, soykırımlar, ölümler varken ne yapacağız? Hala acı var. İşte burada da üzerini örtüp hissetmeyeceğiz. Palyatif etki oluşturup empati yapmayacağız. Görmezden gelerek yok sayacağız. Çünkü acı olmamalı ! Ötekinin acısını hissetmeyen ise narsizmi baş tacı eder. Duyguları olmayan, sevmeyen, merhametsiz, akletmeyen bir insan..
“…Aranıza sevgi ve merhamet koyması da O’nun ayetlerindendir…”
Acı yoksa barbarlık çıkar diyor yazar. Bunu defalarca okudum, işte aradığımız kötülüklerin sebebini bulduk. Acısız insan düşünmez—> aklını kullanmayan insanlığından uzaklaşır —> hayvani dürtüler açığa çıkar —> şiddet, terör, ölümler..
Acı kimliğini belirler, acı bağ kurdurur, acı hayatın ta kendisidir.
Ne yapacağız peki? Koşmadan, yavaşça yaşayacağız. Her anımızı göstermeye ihtiyacımız yok. Acılarımızla yüzleşip,