....bunlar o günlerdir ki bazen, hatta Mustafa Kemal bile canından bezer, bırakmak herşeyi bırakmak, bir köşeye çekilmek, kaybolmak ister:
"Hem kendimi bu tessürden kurtarmak, hemde böyle düşünceleri tevehhümden kurtarmak için, o güne kadar ihdas edilen vaziyet-i tarihiyenin ve bu vaziyetin o günden sonraki safahatına ait mesuliyeti, diğer bir arkadaşa tevdi ederek, kuşe-i nisyan ve inzivaya çekilmenin muvafık olacağını düşündüm..."
(23 Nisan 1921 Hakimiyet-i Milliye beyanatı)
Acaba çekilebilir miydi? Bu sualin cevabı, tek kesin olarak şu olsa gerektir:
Hayır çekilemezdi...
Çünkü Mustafa Kemal, çıktığı ve hak bildiğin yoldan dönecek ve çekilecek mizaçta bir adam değildi. Ama muhakkak ki bu yolda, mihnet, ıstırap hatta yalnızlık şarabını son damlasına kadar içti. Ama ne var ki, Nebi lerin, Önderlerin, büyük Kurtarıcı ve Kurucuların mücadelelerindeki yüceltici imtihanları zaten budur. O da bu şarabın büyülü lezzetini sonuna kadar tattı...