(...) Sovyetler Birliği yıkılmadan önce Taşkent’te çeşitli kâhin, şaman, hipnozcu, medyum ve ekstrasenslerin faaliyetlerini incelemek için ilmî merkezler kurulmuştu. Bu merkezlerin ilgisini çeken esas şey, bu insanların beyinleri tarafından üretilip yayılan elektromanyetik dalgaların (biyolokasyon) müşterilerinin beyinlerini nasıl yönlendirebildiği olmuştur. Araştırmalar sonucunda, şamanın, kullandığı davul sesinin dalgaları ile tedavi ettiği kişinin beyin dalgaları arasında bir uyum oluşturduğu ve bu sırada duâ okuyarak onun beynine istediği emirleri yerleştirdiği gözlenmiştir. Çağımızda bu olaya “neurolinguistik programlama” [NLP] denilmektedir.
Neurolinguistik programlama metodları kullanımının en yaygın örneklerini, distribütör yetiştirme merkezlerinde, rap müziğinde, reklamlarda, pek çok filmde ve televizyon programında görmek mümkündür.
Daha önce bu vesileyle söylediklerimizi, önemine binâen yine aktaralım ve bugün her köşe başında açılan “modern NLP kursları”na bakarak “şaman da ne ola ki?” diye şaşıranlarımız varsa hemen cevablayalım: NLP’nin Amerika’daki “resmî” teşekkül sürecinde sadece Afrikalı şamanlar değil, Hindli yogiler ve hipnoz ustaları da kullanılmış. Peki kimmiş bu NLP’nin kurucuları denirse, NLP’nin literatürdeki “isim babası” iki kurucusunun ismi Richard Bandler ve John Grinder. Bu ikilinin ortak kitablarının ismi de artık şaşırtıcı olmayacaktır sanırız: “The Structure of Magic”, yâni “BÜYÜNÜN YAPISI”. “Büyücü”lerimizden dilbilimci John Grinder’in öne çıkan ve herkesçe bilinen RESMÎ vasfı da yine -artık- çok enteresan olmasa gerek: CIA Ajanı!.. Parapsikoloji, Psikotronik, Zihin Kontrolü ve “TELEGRAM öncüsü” diğer araştırma ve uygulamaların, –Batıda olduğu kadar- Sovyetler Birliği başta olmak eski Doğu Bloğunda ne seviyeye ulaştığını