Beklediğimden ve genelde bu temanın öncüsü olarak bilinen kitaplardan çok daha iyiydi. Genelde bu temadaki kitaplarla ilgili problemim karakterlerin iletişimsizliklerinin ve ayrı kalmalarının sebebinin boş olmasıydı ama burada çok gerçek ve hayattan bir neden olduğu için kolay empati kurabildim. Basit bir dili olmasına rağmen duyguları çok iyi anlatıyordu hissizliği de acıyı da neşeyi de çok sakin bir yerden net bir şekilde hissettirebiliyordu. En yakın zamanda no-name oyuncularla dizisinin çekilmesini bekliyorum :)
Gece ve SonraClaire Daverley · Domingo Yayınevi · 20241,176 okunma
The Darkest Night, aforizmalardan oluşan, alt yapısında nihilizm, felsefe ve varoluşçuk barındıran bir aydınlanma kitabı. Aydınlanma dememin nedeni, birçok cümlede kendinizi sorgulamanızı sağlayacak fikirler barındırması. Hani rahatsız edici kitaplar deriz ya, işte öyle birşey. Okuyup da geçilecek değil, uzun uzun düşündürecek türden.
Genel kabul gören kurallar ve tabular yer yer reddediliyor. İnsanın düşündüklerinden ibaret olduğu ve belki de kimsenin göründüğü gibi olmadığı yine Cem beyin aforizmalarının arasında sık sık karşımıza çıkıyor. Dozunda ve yerinde bir kullanım ile ünlü düşünürlerin alıntılarına da yer verilmiş.
Hayat denilen bu yolda belki de zaman zaman kendimizi sorgulamaya ve farklı düşünce yapıları ile karşılaşmaya ihtiyacımız var. Çokça altını çizdim, bazı yerlerde Cem beyin keskin edebi zekasını da hissettim.
Kitap şimdilik İngilizce basım. Ama okunması rahat, Türkçesi çıkana kadar merak edenlere söylemiş olayım.
Türü sevenlere öneriyorum.
Keyifli okumalar dilerim...
English
The Darkest Night is an enlightenment book composed of aphorisms, underlying nihilism, philosophy, and existentialism. I say enlightenment because many sentences contain ideas that will make you question yourself. You know how we say "disturbing books"? Well, it's one of those. It's not the kind you read and move on from; it will make you think deeply.
Generally accepted rules and taboos are occasionally challenged. The idea that a person is defined by their thoughts, and perhaps that no one is what they seem, frequently appears in Mr. Cem's aphorisms. Quotations from famous thinkers are also included, used appropriately and in moderation.
Perhaps, on this journey called life, we sometimes need to question ourselves and encounter different ways of thinking. I underlined
Həm hekayənin daha da dərinləşməsi, həm də obrazların hisslərinə nəzər salması məni olduqca şad etdi. Bu səbəbdən əslində qiymətim 4.5☆-dur. Lakin burda yarım bal vermək olmur, təəssüf ki.
Obrazımız ölü bir bədənə keçən bir canlı olsa da, artıq insani dəyər və duyğuları anlamağa, iliklərində hiss etməyə başlayıb. Bunu son bölümdə görmək mümkündür. Yoshiki ilə danışanda sevgidən bəhs etməsi elə bunun ən böyük nümunəsidir. O bir hissə sahibdir ki, ona zərər verməkdən çəkinir və beləcə dağlara geri qayıtmaq istəyir. Biz də eynilə Hikaru kimi sevdiklərimiz üçün daha yaxşısı oldusun deyəv ya qorumaq məqsədli özümüzü uzaqlaşdırırıq. Bu nə qədər ağrılı bir prosses olsa da, bəzən edəcək başqa bir seçim şansı qalmır insanın əlində.
-"An' I— well, being with you has been so much fun... I might just be subatitute fer Hikaru but— you've done so much fer me. I love you, Yoshiki. I don't know what this feelin' is, if it's romantic love or platonic love. But no matter what, that's how I feel."—Hikaru
Suç Mahalli: Boston sokaklarından Maura Isles'ın kendi otopsi masasına uzanan, geçmişin karanlık ve kanlı labirentleri.
Kurban: Dr. Maura Isles'a tıpatıp benzeyen, onunla aynı doğum tarihini ve aynı kan grubunu taşıyan gizemli bir kadın.
Soruşturma Ekibi: Hamileliğinin son aylarında bile adaletin peşini bırakmayan Dedektif Jane Rizzoli ve hayatının en acı verici, en kişisel otopsisini yapmak zorunda kalan Dr. Maura Isles.
Edebi Dedektif Raporu: Bir adli tıp uzmanının hayattaki en büyük kabusu nedir? Kusursuz soğukkanlılığıyla bilinen "Ölüler Kraliçesi" Dr. Maura Isles, bu kez kendi masasında kendi yüzüne bakmak zorunda kalıyor. İkiz Bedenler, Tess Gerritsen’ın kurgu yeteneğinin ve tıbbi gerilim ustalığının zirve noktalarından biri.
Kitap sıradan bir cinayet soruşturması olarak başlıyor ama Maura’nın hiç tanımadığı ikiz kız kardeşinin varlığını ve biyolojik annesinin korkunç geçmişini öğrenmesiyle devasa bir psikolojik yıkıma dönüşüyor. Jane Rizzoli’nin hamilelik sürecindeki o zorlu mücadelesi ile Maura’nın kendi kimliğini arayışı harika bir paralellikle işlenmiş. Yazar, hamile kadınları hedef alan soğukkanlı bir canavarın izini sürerken, okuyucuya şu tekinsiz soruyu sorduruyor: "Canavarlık genlerle mi aktarılır, yoksa sonradan mı öğrenilir?"
Karar: Serinin en kişisel, temposu en yüksek ve dramatik yönü en güçlü halkası. Maura Isles karakterinin evrimini görmek ve kusursuz bir ters köşeyle sarsılmak isteyenler için bu dosya kaçırılmamalı.
Bir adli tıpçının kendi ikizinin otopsisini yapması... Sizce de gerilim tarihinin en vurucu başlangıçlarından biri değil mi? Maura'nın gerçek ailesiyle yüzleştiği o anlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Suç Mahalli: Karlar altında, dış dünyadan tamamen izole edilmiş, kutsal ama bir o kadar da tekinsiz bir mekan: Işık Leydisi Manastırı.
Kurbanlar: Manastırın duvarları arkasında vahşice saldırıya uğrayan biri gencecik, diğeri yaşlı iki rahibe.
Soruşturma Ekibi: Mantığıyla hareket eden Dedektif Jane Rizzoli ve bu kez adli tıp masasında hayatının en sarsıcı, en kişisel sırlarıyla yüzleşecek olan Dr. Maura Isles.
Edebi Dedektif Raporu:
Kutsal olanın arkasına gizlenen günahlar, her zaman en karanlık olanlarıdır. Tess Gerritsen bu kez bizi alışılmış şehir cinayetlerinden çıkarıp, sessizliğin ve inancın gölgesindeki bir manastıra hapsediyor. Günahkar, sadece katilin kim olduğunu arayan bir polisiye değil; sessizlik yeminlerinin, saklanan hamileliklerin ve uluslararası büyük sırların adli tıp masasında tek tek anatomiye döküldüğü devasa bir bulmaca.
Dr. Maura Isles’ın otopsi masasında genç rahibenin bedeninde bulduğu o ilk şoke edici delil, kurguyu bambaşka bir boyuta taşıyor. İnanç, tıp ve insan doğasının en çiğ çıkarları karşı karşıya geliyor. Gerritsen’ın bu kitapta Maura’nın eski eşini hikayeye dahil ederek onun o soğukkanlı, "Ölüler Kraliçesi" maskesinin altındaki insani kırılganlığı göstermesi ise karakter derinliği açısından seriyi bambaşka bir yere koyuyor.
Karar: Beyaz karların üzerinde kırmızı bir kan lekesi gibi duran, atmosferiyle insanı üşüten ve sır çözüldükçe insan doğasından bir kez daha tiksindirici gerçekler çıkaran çok güçlü bir halka.
Kutsal duvarların arkasındaki bu günah zinciri hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Maura Isles’ın bu kitaptaki kişisel yüzleşmeleri karaktere olan bakışınızı değiştirdi mi?