Dünyadaki ilk canlıdan beri her şeyi hatırlayan bir kıza aşık olan bir gencin hikayesi. Bu ikili on üç yıl sonra tekrar karşılaşırlar. Tek ciltlik güzel bir mangaydı.
No name Emanon.
Goodreads puanı 1.388 milyon??! oylama ile 4,18 -beni baya heyecanlandırmıştı bu puan-
Büyük bir kaos beklerken steril bir terapi seansına düşmek
Konusunu ilk duyduğumda bana inanılmaz bir entrika vadetmişti. Nişanlınız sizi çocukluk aşkıyla aldatıyor, siz de o kadının eski sevgilisi Miles ile aynı eve taşınıp fake dating olayına giriyorsunuz. Ama Emily Henry bu harika entrika potansiyelini alıp, karakterlerin birbirine durmadan içini döktüğü, her duygusunu ve travmasını saniyelerce overexplaining yaptığı sıkıcı bir şeye çevirmiş resmen. Hani o aradığımız guilty pleasure eğlencesi, o yaratıcı intikam havası nerede? Yok Hikayede hiçbir risk, hiçbir heyecan olmadığı için low stakes bile değil direkt no stakes bir durum var ortada. Kitap aşırı uysal, aşırı steril ve fazla PG modunda ilerliyor. Bir noktadan sonra konu tamamen kayboluyor, Daphne’nin sıfır self-awareness içeren tripleriyle öylece akıp gidiyor.
Ve lütfen ama lütfen Daphne'nin, Miles ne zaman ona yiyecek bir şey verse abartılı sesler çıkarmasını atlamayalım Güya seksi bir running gag olsun diye yazılmış ama 33 yaşında koca kadının her lokmada bunu yapması beni aşırı cringe etti. Diğer yandan Miles aldatan eski sevgilisi için kitabın ortasında “o benim hayatımın aşkı” dedi daha ne bekleyelim orada benim için olay tamamen bitti zaten.
Diyaloglar her zamanki gibi hızlı aksa da -beş sayfa ileri sarınca bile olaylar değişmiyor- çıtır çerez ama aşırı sönük bir yaz kitabı olmuş.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sahih hadisler var ayet ve hadis şeklinde
1010 no hadis güzel
Her kitap da dip notlara dikkat edin derim dini olan
Ben rüyazuz Salihin baktım farklı farklı yayın evlerine hepsi içerik aynı hadis olarak güzel kitap
Lale Sokak No: 1 yalnızca bir sokağın hikayesini değil geçmişin sıcaklığını, komşuluk ilişkilerini ve unutulmaya yüz tutmuş anıları da sayfalarına taşıyan sıcacık bir kitap.Geçmiş ile bugün arasında gidip gelen hikaye aile bağlarını,dostlukları,özlemleri ve zamanın insan hayatında bıraktığı izleri etkileyici bir şekilde anlatıyor.
Sade ve akıcı dili sayesinde karakterlerle kolayca bağ kuruyor, onların sevinçlerini,kırgınlıklarını ve umutlarını yüreğinizde hissediyorsunuz. 90'lı yıllarda büyümüş biri olarak, bu kitap bende birçok anıyı yeniden canlandırdı kimi zaman yüzümde bir tebessüm bıraktı,kimi zaman da derin duygulara sürükledi.
Sıcacık atmosferi ve samimi anlatımıyla,uzun süre etkisinden çıkamayacağım ve keyifle okuduğum güzel bir kitap oldu.
Bence Zweig, "Dünün Dünyası" sancısını çektiği için, güvenli, medeni ve kendine hak gördüğü bir dünyanın yok oluşunu bizzat tecrübe ettiği için, Filistin'de nesillerdir devam eden bu yıkımı modern barbarlığın bir kanıtı sayardı. Biliyorum dan diye girdim ama bu budur.
Zweig öldüğünde Filistin halkı zaten acı çekiyordu. Ancak Zweig bu acıyı örgütlü bir Yahudi devletinin zulmü olarak değil, İngiliz sömürgeciliğinin ve Nazi zulmünden kaçan çaresiz mültecilerin yarattığı trajik bir bölgesel çatışma olarak gördü, bence. Ve oraya sışınan yahudiler ile zaten orada olan azınlığın arasındaki farkı da bilirdi. Eğer 1948 sonrasını ve bugünkü iğrenç askeri işgali görebilseydi, Theodor Herzl'in o "saf rüyasının" nasıl bir kanlı pisliğe dönüştüğünü fark edip çok daha büyük bir yıkım yaşayacaktı. 1 2 yıl erken intihar edebilirdi belki. Şu adama temasını okuduğum yerde kitanı bırakabilirdim.
Yine Zweig, bir mektubunda Filistin'de bir Yahudi yaşamı kurma çabalarını eleştirerek genel olarak gençlere "Filistin'e gitmek yerine diller öğrenmesini ve küresel bir serbest ruh olarak kalmasını" tavsiye etmiştir. Zweig, Yahudilerin o topraklara gidip yerleşmesini yapay ve zorlama bir milliyetçilik projesi olarak gördüğünü anlıyorum. Zweig, Siyonizm'in Filistin'de bir devlet kurma fikrine karşı çıkarken en büyük savunusu dayanağı argumanı da barış barış barıştı. O dönem Filistin'e yapılan zorunlu göçlerin, ki bana göre bu sığınmadır ve toprak satın alımlarının ki bu konu da fikrim de çoğunluğa uymuyor, yerel Arap nüfusla bir çatışma ve şiddet doğuracağını biliyordu. Doğurdu da. İntihar ettiği için birinci nakba felaketini göremedi. Ama evet felaket yaşandı. Zweig, Yahudiliğin tarih boyunca orduya, silaha ve sınırlara ihtiyaç duymadan hayatta kalmasını bir gurur kaynağı olarak görüyordu zaten
Suç Mahalli: Wyoming'in dondurucu karlarının ortasında, akşam yemekleri masada bırakılmış ama tek bir insanın bile yaşamadığı hayalet tarikat kasabası: Juliet.
Kurbanlar/Kayıplar: Kasabadan aniden silinen onlarca insan ve karların arasında izi kaybedilen Dr. Maura Isles.
Soruşturma Ekibi: Arkadaşının öldüğüne dair gelen bir ihbarla yıkılan ama dondurucu soğuğa meydan okuyarak gerçeğin peşine düşen Dedektif Jane Rizzoli.
Edebi Dedektif Raporu:
Soğuk sadece bedeni değil, gerçeği de dondurur. Tess Gerritsen bu sekizinci dosyada bizi alışılmış Boston laboratuvarlarından ve adli tıp konforundan çıkarıp, medeniyetin tamamen bittiği, karlar altında kalmış klostrofobik bir kabusun ortasına bırakıyor. Buz Gibi Soğuk, serinin hayatta kalma (survival) ve psikolojik gerilim dozajı en yüksek halkalarından biri.
Hikaye, Maura’nın gözünden tam bir hayalet kasaba gizemiyle başlıyor. Evlerdeki tabaklarda çürüyen yemekler, garajlarda duran arabalar ama ortalıkta olmayan bir halk... Gerritsen, kapalı dini tarikatların karanlık yüzünü, körü körüne itaatin getirdiği tehlikeleri ve insan doğasının en ilkel korkularını kurguya muazzam yedirmiş. Jane’in Maura’yı bulmak için vahşi doğaya ve zamana karşı verdiği o çırpınış, ikilinin arasındaki dostluk bağının ne kadar köklü olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Karar: Polisiye formülünün dışına çıkan, gizemli bir tarikat arka planıyla okuru sürekli paranoya içinde tutan, atmosferiyle kelimenin tam anlamıyla "buz gibi soğuk" hissettiren bir başyapıt.
Juliet kasabasının o sessiz ve terk edilmiş sokaklarındaki gizemi çözebilen oldu mu? Maura ve Jane'in bu dondurucu kış sınavı hakkındaki düşünceleriniz neler?
Buz Gibi SoğukTess Gerritsen · Doğan Kitap · 20124,229 okunma