İstanbul çok değişik bir memleket. Akşam nöbete geliyorum. Metrobüsün oradan sokağa yayan gireceğim baktım dönemeçten dönen bir adama başka birisi bağırıp sövüyor, yoluma devam ettim baktım belki yirmili yaşlarda üniversite çağında genç bir kız neşeli neşeli telefonda biriyle konuşuyor o sırada da yoldan bir araba geçiyor ve arabadaki adam yanındaki artık sevgilisi mi karısı mı bilmem arabayı sürerken kıza sinirli sinirli bakıyor, neyse sonra aradan döneceğim yolun kenarına arabalar yanaşmış diye hâliyle yol daralmış. Gidiş yönünde arabalar bir hışımla geliyor gidiş yönünde arabalar bir hışımla gidiyor sonra trafik tıkandı. Biri çıkacak mı diye bakarken arkadan da bir servis aracı dayandı. Sonra ne oldu bilmiyorum. Durduk yere milletten dayak yemediğim için Allah'a hamd ve senalar olsun 😀
Bayram, Her Kalbin Kendi Kurbanıdır...
Bugün sokaklarda dolaşan o tanıdık telaş Her kapıya aynı duyguyla uğramıyor Takvimin üzerine yazılan o kutsal gün Her insanın omzuna başka bir ağırlık bırakıyor Bir evin içine sıcak bir ekmek kokusu gibi yayılırken Başka bir evin duvarına uzun bir sessizlik asıyor Bayram dediğimiz şey Aynı göğün altında yaşayan herkesi aynı şekilde ısıtmıyor Kimi için çocuk seslerinin büyüttüğü güvenli bir liman oluyor Kimi için gün boyu geçmeyen ağır bir gölgeye dönüşüyor Sabah erkenden uyanan ailelerin evlerinde Hayat bütün yorgunluğuna rağmen yeniden kuruluyor Mutfaktan yükselen tanıdık kokular Koridorlarda koşan çocuklar Birbirine yetişmeye çalışan anne babalar Aynı sofranın etrafında çoğalan kahkahalar İnsan bazen sadece aynı masaya oturabildiği için bile şükrediyor Çünkü hayat Bir arada kalabilmeyi bile zamanla büyük bir mucizeye çeviriyor Ama aynı sabah Hemen birkaç sokak ötede Başka bir sessizlik başlıyor Bir zamanlar aynı bayram sofrasında göz göze gelen insanlar
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ermeni kökenli bir insan "Cildiyeci Kolsuz Agop" İstanbul'lu her bireyin mutlaka yolunun düştüğü... Yolu düşmese de namını duyduğu... Tıp dünyasının çok önemli ismi Prof. Dr. Agop Kotoğyan yani meşhur ‘Cildiyeci Kolsuz Agop'u kaybettik. D.21 Kasım 1937 - Ö.13 Şubat 2018 Hayatına şöyle başlayabiliriz... Agop’un babası Kirkor Kotoğyan, 1911 doğumlu. 1915 yılında, yani Anadolu’daki o büyük kaos döneminde henüz dört yaşındayken babasını kaybetmiş. Köyünü basan çeteler köydeki tüm erkekleri öldürmüş. Küçük Kirkor’u annesi, onu madendeki mağaralara kaçırarak kurtarabilmiş. Sonra da bir yakınlarının yanına sığınmışlar. Olaylar yatışıp saldırılar durunca yanmış, yıkılmış, talan edilmiş köylerine dönebilmişler. Kirkor Bey, 25 yaşındayken Yozgat’ın İğdere Köyü’nde yaşayan Makruhi Hanım’la evlenmiş. Aile 1938’de İstanbul’a gelmiş ve Samatya’ya yerleşmiş. Bir yıl sonra da ilk çocukları Agop, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Cerrahpaşa’daki hastanesinde doğmuş. Dünyaya gözlerini açtığı, ilk görüntüleri, ilk sesleri duyduğu bu hastane ile ömür boyu sürecek kader birliği de böylece başlamış. Babası Kirkor Bey, inşaatlarda kalfa olarak çalışır, annesi de Samatya yakınlarında bir fabrikada işçilik yaparmış. KOLUNU PRES KAPTI Çok yoksullarmış. Küçük Agop, Samatya Sahakyan Ermeni İlkokulu’na başladığı yıl, babası ona bir ceket almış. Bir bahar günü arkadaşlarıyla Samatya sahilinden denize girip çıkmış ve bir bakmış ki ceketin yerinde yeller esiyor. Anasından bir ton dayak yediği gibi tam üç yıl boyunca da ceketsiz kalmış. ‘Bana yeni bir ceket almaları mümkün değildi. Ekmeği karneyle alıyor, aylarca et ve şeker yüzü görmüyorduk’ diye annesinin köteğine hak veriyor şimdi. Küçük Agop, daha ilkokuldayken işe başlamış. Mezun olduğu yıl bir gümüş atölyesinde çalışıyormuş. Sıcak, çok
1000Kitap
Gülpempeyle nöbete devam 🥰
Alıntı
"Bu failin, haremini ziyaret etmek için ormana dönebileceğini söylemiştiniz." "Evet" dedi Zucker. "Bu yüzden Stone Brook'taki nöbete devam edilmelidir." "Peki hareminin kaybolduğunu görünce ne olacak? " Zucker bir an durdu. "Bundan hiç hoşlanmayacaktır. " Konuşulanlar Rizzoli'yi ürpertiyordu. Bu cesetler onun sevgilileriydi. Sevgilisi elinden alınan bir erkek nasıl tepki verebilirdi? "Çılgına dönecektir." dedi Zucker. "Sahip oldukları elinden alındığı için öfkeye kapılacaktır. Ve de yerine yenilerini bırakmak için hemen işe koyulacaktır. Yani tekrar ava çıkacaktır." Çırak Tess Gerritsen
Alıntı
Nöbete devam siz uyuyun