İçinden fışkıran acı tekrar ruhuna geri dönüyordu ve bu bitmek tükenmek bilmeyen, sadece kendi kendine açılma ve kendi kendini didikleme hali, sonunda Erika’yı artık kaderle ve onun gizli güçleriyle boğuşmak istemeyen kör bir yorgunluğa ve umutsuz bir uyuşukluğa sürükledi.
Fakat akşam karanlığında anlatılan hikayelerin hepsi yollarını şaşırıp hüznün sessiz patikasına girerler. Alacakaranlık bütün tülleriyle üstlerine iner, akşamın içinde barınan tüm keder, yıldızsız bir gök gibi üstlerine kapanır, karanlık damla damla kanlarına karışır; işte o zaman içlerindeki bütün o aydınlık ve rengarenk sözcükler, sanki insanın kendi hayatından çıkıyormuşçasına yoğun ve ağır bir tını kazanır.
Fakat sen, şimdi sessizlik istemediğini söylüyorsun, yoksa saatin, zamanı yüzlerce küçük parçaya ayırışını ve soluk alışımızın sessizlikte bir hastanınki gibi yükseldiğini duymak içini daraltacak.