Bir kuş havalandı kalbimin derinliklerinden ve gökyüzüne uçtu. (...) Kalbimin derinliklerinden bir kuş uçtu gökyüzüne. Uçtukça daha çok büyüdü. Ama kalbimden ayrılmadı.
Böyle bir zamanda bizden saygı veya samimiyet gibi erdemler göstermemizi beklemek kendisini asmış bir adamın ayaklarını çekiştirmeye benziyor. Saygı... Samimiyet... Koca birer saçmalık! Bunlarla yaşayamayız. Eğer birbirimize 'merhaba' bile diyemiyorsak yapabileceğimiz üç şey var sadece: köye dönmek, intihar etmek veya jigolo olmak.
Annemin mutsuz olup olmadığını düşündüm. Mutluluk, keder nehrinin dibine çökmüş, hafifçe parlayan altın tozlarına benzemiyor muydu? Kederin sınırlarını aşınca gördüğümüz o tuhaf, zayıf ışık mutluluksa eğer, hem imparator hem annem hem de ben mutluyduk.