“Hayat işte, böyle oldu… Hep üzüntüler, problemler, çaresizlikler derken. Bir bilseniz…”
“Vah vah…”
“Efendim?”
“Vah vah, dedim. İstediğin bu değil mi? Sana acıyacağım, sen de bir gün daha yırtacaksın. Kendine acımayı ya da birinin sana acımasını başardığın her gün, bir kez daha kurtuluyorsun, değil mi?”
Sakınıyorum, ben içeri sızmaya çalıştıkça eliyle öteye ittiriyor sanki beni. Ne oluyor? Şöyle bir toparlanıyorum.
“Nereden kurtuluyorum?” diyorum, sinirime hâkim olmaya çalışarak.
“Sorumluluk almaktan. Yaşamına, kendinle ilgili sorumluluk almaktan tabii.”
“Yanılıyorsunuz, ben her zaman sorumluluklarımı yerine getirdim. Asıl getirmeyenler…”
“Bla bla bla, hep başkaları değil mi? Hep başkaları suçlu, dünya suçlu…” Gülüyor. “Ne sıkıcı bir kaset bu, dönüyor da dönüyor yarabbi.”