- Ne kusur işledi ki?
- Hiçbir kusuru yoktu, zaten bu da İran’ı anlamadığının en açık kanıtı.
- Ne demek istediğini gerçekten anlamıyorum.
- Krala karşı haklı olan bir vekil, kocasına karşı haklı olan bir kadın, subayına karşı haklı olan bir nefer; bunların hepsi iki kat cezaya çarptırılmaz mı? Zayıflar için haklı olmak bir suçtur.
- Bu ülkeye geldiğimde, kocaman kocaman sakallı adamların bin iki yüz yıl önce işlenmiş bir cinayet için hâlâ hıçkırıklara boğulup dertlenmelerini anlayamıyordum. Artık anladım. İranlılar geçmişte yaşıyor, çünkü geçmiş onların vatanı, çünkü şimdiki zaman hiçbir şeyin onlara ait olmadığı yabancı bir ülke. Bizim gözümüzde modern yaşamın, insanın özgürleşmesinin simgesi olan her şey onlara göre yabancı egemenliğinin ve baskısının simgesi: Karayolları, Rusya demek; demiryolu, telgraf, banka, İngiltere; posta dedin mi Avusturya-Macaristan…
- Fen dersleri eğitimi deyince de, Amerikan Presbiteryen Misyonu’ndan Bay Baskerville…
"Ne diyebilirim ki sana, varligin sirlari sakli senden, benden; bir dügüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben. Bizimki perde arkasinda dedikodu; bir indi mi perde, ne sen kalirsin, ne ben."