“Ve şunu keşfetti: Var olan her şey, Tanrı dediğimiz tek olan canın, farklı ifadeleridir. Her şey Tanrıdır. İnsanın algılaması, ışığın yansımasını algılamaktan başka bir şey değildir. Maddenin bir ayna olduğunu gördü. Her şey, ışığı yansıtan ve bu ışıkla görüntüler yaratan bir aynadır. İllüzyon dünyası, rüya gibi kendimizi olduğumuz gibi görmemizi engelleyen bir duman gibidir. ‘Gerçek biz, saf sevgi, saf ışığız,’ dedi.
Bu derin farkındalık hayatını değiştirmedi. Artık gerçekten kim olduğunu biliyordu. Etrafına bakındı. Diğer insanları ve doğayı, farklı algıladığını fark ettiğinde şaşkınlığa düştü. Her şeyde kendisini görüyordu. Her insan, her hayvan, her ağaç, su, yağmur, bulutlar, toprak, hepsi kendisiydi. Hayatın, tonal ve nagual’i farklı farklı karıştırarak, milyarlarca farklı hayatın ifadelerini yarattığını gördü.
Bu birkaç saniye içinde her şeyi kavradı, her şeyi anladı. Çok heyecanlanmıştı, yüreği huzurla dolmuştu. İnsanlarla keşfettiği şeyi paylaşmak için sabırsızlanıyordu. Ama bildiklerini anlatacak sözler bulamıyordu. Dili döndüğünce anlatmaya çalıştı ama diğerleri onu anlamadı. Değiştiğini görüyorlardı. Çok güzel bir şey gözlerinden ve sesinden etrafa yayılıyordu. Artık hiçbir şeyi ve hiç kimseyi yargılamadığını fark ettiler. Artık o, diğerleri gibi değildi.”