Hayatta en zorlandığım şeyler
‘A’ harfiyle başlayan yazarları okumak Attila İlhan Ahmet Hamdi Tanpınar vs Düdüklü tencerede su miktarı ayarlamak Bakım,çocuk,ilişki sorumluluğu almak Toplum norm ve geleneklerine uymak Güvenmek Başkasının evınde yemek yeme /uyuma Kısıtlanma,hesap verme,açıklama yapmak Yoğun ısrar karşısında sebatli kalmak Stabil olarak sürekli birileriyle iletişimde kalmak ve buna mecbur hissettirilmek Kitap okumadığı gibi,okuyanlara saygı duymayıp eleştirenlerle aynı havayı solumak X Duygularını söyleyemeyecek kadar iletişim özürlülerle karşılaşmak Her şeyin farkında olup bilmiyor gibi davranmak isterken tutamayıp her şeyi söylemek Kovalar ve yaylar dışındakilere tahammül etmek
İnsan ve Hayat
Kemal Sayar
YAPMAMAYI TERCİH EDERİM! Okuduğum kısa romanlar içinde en etkileyicilerinden birisi, Kâtip Bartleby. Herman Melville'in ünlü karakteri Kâtip Bartleby'nin "Yapmamayı tercih ederim" (I would prefer not to) tutumu, bir direniş modelidir aslında. Bize dayatılan rekabetçi düzene açıkça savaş açmak yerine, bu düzenin kurallarıyla oynamayı "tercih etmemek", sistemin işlemesini sağlayan çarklara atılmış sessiz bir kum tanesi gibi. Gelin bunu iş hayatına uygulayalım. Bartleby öfkelenmez, masalara vurarak istifa etmez, şartları iyileştirmek için pazarlık yapmaz ve en önemlisi neden yapmak istemediğine dair hiçbir mazeret sunmaz. Sadece eylemsizliği seçer. Modern iş hayatında, rekabetin ve tükenmişlik kültürünün norm kabul edildiği bir düzende, bu duruş, keskin bir çatışmaya girmeden sınır çizebilmenin güçlü bir felsefesi. Üstünüze vazife olmayan bir şeyi reddetmek için bir mazerete ihtiyacınız yok. Görev tanımınızın tamamen dışında, sırf "fedakarlık" adı altında sizden istenen bir işi veya mesaiyi, kendinizi suçlu hissetmeden ve fazla açıklama yapmadan geri çevirebilirsiniz : "Bunu bu hafta programıma dahil edemeyeceğim." İşinizi eksiksiz ve profesyonelce yapar ancak sizden beklenen o sahte coşkuyu ve duygusal performansı sergilememeyi tercih edebilirsiniz. Zorunlu "mutlu saatler" etkinliklerine katılmamak, sahte gülümseyişlerden kaçınmak, iş yerindeki dedikodu veya rekabet ağlarına dahil olmamak bu duruşun bir parçasıdır. Kapitalist iş etiği, terfi etmek veya iyi çalışan olmak için her zaman sizden beklenenin %120'sini vermenizi öğütler. Sözleşmenizde yazan ve maaşını aldığınız işi, sadece mesai saatleri içinde yapmak size yeter. Başkasının eksik bıraktığı işi yüklenmeyi veya hafta sonu e-postalara bakmayı tercih etmeyebilirsiniz. WhatsApp grupları ve e-postalar, iş
Reklam
Kadını; güzelliğe hapseden norm, yıprattıkları ile yaşıyor..
Alıntı
Ölçüsüzlük
Yaşamda her şey.. Doğal ölçülerinde.. Yerli yerinde güzeldir.. Ölçüler dengedir.. Değerlere norm verip.. Dengeler.. Etiklerimiz ölçüsüz kalıp.. Yer değiştirirse.. İnsan kendinde bölünür.. Mesela sevgi bir değerdir.. Koruyan ölçüleri ise.. Saygı ve sadakattir.. Sevgiye.. Yalan ve hile karıştı mı.. Anlamını yitirir biter.. Güven bir değerdir.. Korunduğu ölçü ise.. Dürüstlüktür.. Bir kere sarsıldı mı.. İçeriği boşalır.. Bir daha geri gelmez.. Neyi ele alırsak alalım.. Devamlılığını ölçüler sağlar.. Ölçüler insanı korur.. İnsanda ölçüleri.. Ve ölçülerini korumalıdır.. Ölçülerin olmadığı yerde.. Dengesiz fertler yetişir.. Dengesiz fertler.. Dengesiz toplumları..
Hayata Dair
Fikri ve Ahlaki Devrime Neden İhtiyacımız Var?
🧠“İnsanlar nizamı yıkmak istiyor” nidaları ile sokakları inleten Arap protestoları gösterdi ki, adalet arayışının her geçen gün arttığı, yolsuzlukların had safhaya ulaştığı, doğruluk, dürüstlük gibi değerlerin artık sadece retorikte kaldığı ortamlarda ahlaki ve fikri devrimlere duyulan istek eskilerden daha fazladır. Bu yazı daha önce ahlak ve fikir üzerine yapılmış çalışmaların üzerine yeni şeyler eklemiyor, böyle bir iddiası da yok. Fakat halihazırda var olan sorunların ve özellikle can yakıcı Arap Baharı tecrübelerinin, fikir ve ahlak harmonisi ile aşılacağı vurgusunu tekrarladığı ve bu alanda bir farkındalık oluşturmak istediği kesin. Muhtevayı ise Cezayirli mütefekkir Malek Bennabi’nin, “medeniyetleri zengin yapan onların sahip olduğu nesnelerin niceliklerinin toplamı değil; ancak düşünce ve fikirlerinin sayısıdır” mucibince oluşturuyor ve Mağripli feylesof Taha Abdurrahman’ın ahlak projesi ile de bunu destekliyor. Tunus’un 11’inci Cumhurbaşkanı Moncef Marzouki tarafından kaleme alınan iki yazıdan esinlenerek derlenen bu düşünce yazısı, konuyu iç içe geçmiş iki perspektiften (fikir ve ahlak) ele alarak, Arap Baharı düzleminde uzun soluklu ve ciddi efor isteyen bir yol haritası ortaya çıkarmayı amaçlıyor. Bu hususta edilmiş bütün kelamların, uzun ve hararetli tartışmaların ardından bütün toplumlara ciddi merhaleler ile geldiği unutulmamalı ki artık kışa döndüğü söylenen; fakat görece nihayetlenmemiş Arap hareketlenmeleri bunun en güzel örneklerinden birini teşkil etmektedir. Ahlaka Dair __Moncef Marzouki “Muhtaç olduğumuz ahlaki devrim” adlı yazısında hasta, hemşire ve doktor örneğinden bahsederek sırasıyla disiplin, merhamet ve mesleki etik yoksa bütün düzenin çatlayacağına değinir. Yine bu minvalde, Malek Bennabi de bireylerin toplumu
Makale|Yazı
YA HER GÜNAHTA BİR KORONALIK VARSA?
Derler ki: Hakikat Çekirdekleri'nde geçen bu sözü, Bediüzzaman, dönemin Ankara hükümetinin içki yasağındaki (Men-i Müskirat Kanunu) başarısı üzerine söylemiştir: "Desâtir-i hikmet, nevâmis-i hükûmetle; kavânin-i hak, revâbıt-ı kuvvetle imtizaç etmezse, cumhur-u avamda müsmir olamaz." Aynı dönemde Bediüzzaman Yeşilay'ın kurucuları içinde de yeralmıştır. İşgalci İngilizlerin teşvik ettiği bu kem alışkanlığı nasihatle de gidermeye çalışmıştır. Fakat nihayetinde 1. Meclis'in aldığı karar daha etkili olmuştur. Çünkü hükümetin aldığı kararın arkasında müeyyide vardır. Nasihatin müeyyidesi yoktur. Koronayla bunu da tecrübe ettik sanıyorum. Aslında her şey bir parça imana bakıyor. İçimizdeki taşları doğru şekilde döşedikten sonra dışımızdaki en kadim alışkanlıklar bile yerinden oynatılabiliyor. Arşimed'in dünyayı zıplatmak için aradığı dayanak noktası bizde. İçimizde. Şundan birkaç ay önce kim sokakların bu hale geleceğini öngörebilirdi? Hele sokağa çıkma yasağını bizzat halkın talep eder hale geleceğini? Normalde isyan çıkarırdı böyle yasaklar. Şimdi hiç öyle bir hava yok. Hattâ uymayanları gördüğümüz zaman "Cık, cık, cık"lanıyoruz. Maske takmayanlarla kavga ediyoruz. Fazla yakınımızda duranlarla da. Bu îtikadın gücüdür. Lâkin, aman, sakın, aldanmayalım. İnsan îtikadından ibaret de değildir. [...] __Her ilim dalının terminolojisi aslında bir açıdan aksiyomudur. Kelimenin o ilim dalı konuşulurken/yazılırken "bundan sonra geleceği anlam" belirlenmiş olur. Lûgatçeden kopulur. Hatta bazen zıtlaşılır. "Ağacın kökü"nden bahsedilirken anlaşılanla bir "sayının kökü"nden bahsedilirken anlaşılan aynı şey değildir. Yine halk arasında kullanılan "tevatür" kelimesiyle hadîs ilminde kullanılan "tevatür" kavramının karşılıkları aynı değildir. Hatta bu ikisi neredeyse zıttırlar.
İtikad ve İmân
Reklam
Reklam