Kimsesizler Coğrafyası
9/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 74. kitabı
Hangisi daha acı kimsesizlik mi yoksa kimsesizliğinin sömürülmesi mi ? Hayat bazen hiçbir şey beklemeden önümüze serer herşeyi ama biz tatmin olmayız. Başımızı sokacak bir ev,yiyecek aşımız, bizi koruyup kollayacak ailemiz ,eşimiz dostumuz hesap vermeden yaşadığımız normal bir hayat... Peki ya bunların hayaliyle yaşayan ve canı pahasına dişiyle tırnağıyla kazıyarak buna ulaşmaya çalışan insanlara neden hep aynı bakış açısıyla bakıyoruz ve neden sadece acımak ile kalıyoruz. İşte baş kahramanımız "Ali" Eğer deprem olmasaydı kuzeni Ferit'i bulmak için o depremin olduğu yere gitmeseydi ve o hengamede onunlq arkadaş olmasaydı bizim ondan hiç haberimiz dahi olmayacaktı. Ne savaşta kaybettiği ailesinden,ne hayatta kalmak için verdiği mücadeleden ne ordan oraya sürgün edildiği mülteci kamplarından ne de ilk ve son aşkı ile yeniden kurduğu ailesinden ve o ailesinin o depremde göçük altında kaldığından haberimiz olmayacaktı. Saatlerce o göçüğün başında yeni kader  arkadaşı edinmiş ve hayat hikayesini anlatarak bekleyen Ali... Yazarın ele aldığı 6 şubat 2023 depremi birçok şehrin yok olduğu felaketin resmi içimizin ezildiği elimizden bir şeyin gelmediği çaresizliğin adı... Kitabın sayfalarını çevirdikçe gözlerim bugulandı içim acıya acıya dudaklarımı ısıra ısıra okudum yazılanları, gerçeklik payı bulunan bu kurgu eser kalbimin paramparça olmasına yetti ve arttı bile kitap bitti ama bende bittim.
Kimsesizler CoğrafyasıZekeriya Çetin · İnkılap Kitabevi · 202698 okunma
10/10
·480 syf.··
2026 33. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 00:46
•Bazı kitaplar bitince rafa dönüyor, bazılarıysa son sayfadan sonra bile zihninin bir köşesinde yaşamaya devam ediyor. Ardıç benim için tam olarak öyleydi‍. Sayfaları çeviren bendim ama bir noktadan sonra sanki kitap kendi ritmine çekti; merak ettirdi, gerdi, bekletti. Son sayfayı kapattım ama atmosferi, karakterleri ve sürekli yaklaşan bir şeyler olacak hissi bir süre daha benimle kaldı. •Öncelikle kitabın atmosferi>>>>. Karanlık tarafı, entrikaları ve sürekli yaklaşan bir şeyler varmış hissi hikâyenin içine girmeyi çok kolaylaştırdı. Uzun zamandır bir kitabı bu kadar merak ederek ama aynı zamanda sindire sindire okumamıştım sanırım •İzgi karakterini gerçekten sevdim. Güçlü olması, hedefleri olması, kendi doğrularından kolay kolay vazgeçmemesi çok güzeldi. Ama sanırım onu asıl sevmemi sağlayan şey kusursuz olmamasıydı. Çünkü bazı yerlerde çok güçlü dururken bazı yerlerde duygularına yenildi, hata yaptı, çelişti, kararsız kaldı. Ve tam da bu yüzden gerçek hissettirdi. Her durumda doğruyu bulan ya da her şeyi mükemmel yöneten biri değildi; kırılan, yorulan ama yine de devam eden bir karakterdi. Onun bu tarafını okumaktan inanılmaz bir keyif aldım . •Keskin ise… Ben bu adamı beklemiyordum. Gerçekten bayıldım. O kontrollü, sert ve mesafeli tarafının altında sakladıkları, özellikle İzgi söz konusu olduğunda değişen hâli inanılmazdıı. Aralarındaki çekim, gerilim, birbirlerine yaklaşırken bile tam güvenemeyişleri kitabın en sevdiğim taraflarından biri oldu. Sadece Keskin’in hislerinin biraz daha geçmişten beslenmesini, o duyguların altının biraz daha doldurulmasını isterdim çünkü potansiyeli çok yüksekti. Ama buna rağmen her sahnesini ayrı bir merakla okudum. •En sevdiğim detaylardan biri de kitabın hiç kaybetmediği o yaklaşan kırılma hissiydi. Her sayfada sanki bir sır
Ardıç 1Umay Gümüş · Lapis Kitap · 2025156 okunma
Reklam
8/10
·325 syf.··
2026 8. kitabı
Kitap düşük IQ’lu bir birey olan Charlie’nin ve bir denek faresi olan Algernon’un hikayesini anlatıyor. Hikayeyi takip ederken Charlie’ye üzülmemek elde değil. Düşük IQ’lu, yani gerçek anlamda saf olmak gerçekten üzücü bir şey. Charlie’nin bu süreçteki en yakın arkadaşı ise bir fare olan Algernon oluyor. İkisinin de ortak noktası, en azından bilim insanlarının gözünde birer denek olmaları. Charlie onu çok seviyor ve kendini sürekli onunla kıyaslıyor. Kitap, ayrıca bu tür önemli deneylerdeki bilim insanlarının farklı yaklaşımlarını ve farklı etik değerlerini de başarıyla ortaya koyuyor. Bilim insanları Charlie’yi bir insan olarak değil, bir denek olarak görüyorlar ve bu durum Charlie’yi çok rahatsız ediyor. Çünkü Charlie’nin asıl öğrenmek istediği, gerçekte kim olduğu; yani nasıl bir insan olduğuydu. Dünyaya diğer insanlar gibi normal bir zekayla gelseydi ne tarz bir insan olacağını merak ediyor ve bunu öğrenmeye çalışıyor. Kitabı okurken bir Amerikan romanı olduğunu (pragmatik/faydacı) hissediyorsunuz. Teknik bir eleştiri; başkahramanımız IQ’su düşük olduğu için birçok kelimeyi yanlış söylüyor ve yazar da bunu belirtmek için kitapta yanlış yazılmış kelimelere yer vermiş. Doğrusu ben bu tarzı pek beğenmedim; okurken akışı kesiyor ve "Acaba kelimeyi yanlış mı okuyorum?" diye sürekli duraksamama neden oluyor. Yine de bu teknik tercihin arkasındaki dünya, bizi oldukça derin bir hikayeye götürüyor. Kitabın temposu, Charlie’nin Algernon ile beraber yaşamasından ve ardından ayrı eve çıkmalarından sonra hızlanıyor, daha keyifli bir hal alıyor; tıpkı Charlie’nin zekasının hızla artması gibi. Ameliyattan sonra o kadar çok gelişmişti ki, artık kendi eski halini farklı bir insanmış gibi görüyor ve ona dışarıdan bir gözle "Charlie" diyordu, bu gerçekten enteresandı.
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,4bin okunma
Puan vermedi·202 syf.··
2025 7. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 01 Aralık 2025 00:00
Bu kitap korkunun kendisini değil, korkuyu bekleme hâlini anlatıyor. O an gelmeden önceki iç sıkıntısını, insanın kendiyle baş başa kaldığında büyüttüğü karanlığı… Oğuz Atay burada yine çok tanıdık bir yerden vuruyor: yalnızlık. Hikâyelerdeki insanlar bağırmıyor, kaçmıyor; sessizce içlerine çekiliyorlar. Asıl korku dışarıda değil, insanın zihninde kuruluyor. Toplumdan kopmuş, anlaşılmamış, biraz da kendiyle kavgalı karakterler… Hepsi bir şekilde “normal” olmayı becerememiş insanlar. Belki de becermek istememişler. Okurken sık sık durup düşündüm: Biz gerçekten korkuyor muyuz, yoksa korkmaya mı alışmışız? Beklemek, eyleme geçmekten daha güvenli geliyor olabilir mi? Korkuyu Beklerken, insanın kendine sormaktan kaçtığı sorularla dolu. Rahatsız ediyor ama tanıdık. Bitince içimde şu kaldı: Bazı korkular gelmez… çünkü biz onları zaten içimizde taşırız.
Korkuyu BeklerkenOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 202233,3bin okunma
Aldatmanın Her Yerde Olması
Puan vermedi·%70 (159/224 syf.)·
Fark ettiniz mi bilmiyorum aldatma ne kadar çok filmde, dizide ve kitapta var. Sadece bu kadar da değil, insanların anlattığı yaşanmış hikayeler de aldatma dolu. Sonuçta bu kitaplar diziler yetişkinler için kötü unsurlar olacak farkındayım ama bu kadar çok olması dikkatimi çekmeye başladı artık. Mesela bu kitapta 3 hikaye var hepsinde aldatma var ve aldatılan kişinin yaşadığı kötü duygular hiç işlenmiyor. Sanki normal bir olay gibi geçiliyor. Bu durum Ahmet Ümit’in Sis ve Gece kitabında da vardı. Özellikle son dönemde dizilerden aldatma olmayan dizi yok nerdeyse. Yaşım çok büyük değil o yüzden geçmişle pek kıyas yapamayacağım, hep böyle miydi sonradan mı oldu bilmiyorum.
Aşkımız Eski Bir RomanAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202331,3bin okunma
8/10
·456 syf.··
2026 90. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 18:47
Selamlar. Nasılsınız? Ben bolca kahkaha atarak okuduğum bir kitapla karşınızdayım. Gelin sizleri Elbis ile tanıştırayım. Kendisi Kosyna şehrinin minik bir köyünde yaşayan şifacıya en yakın ama cadı olduğu düşünülen bir kadının çırağı ve evlatlığıdır. Oro ana ondan yine değişik şeyler istemişti. Listeyi tamamlamak için bir tilki ve karataç çileğine ihtiyacı vardı. Tilki bulunamayabilirdi lakin deliyürek ormanında çilekleri bulabilirdi. Kim derdi ki tilkiyide bulacak hayal mi gerçek mi belli olmayan bir şekilde o tilkinin peşine düşecek ve hatta genç canavarların eğitilmesi amacıyla kurulmuş Nyxhaven Akademisin de öğrenci olacaktı. Peki sıradan bir insanın bu akademi de ne işi vardı? Gerçekten Elbis gibi bende bu durumu anlayamıyordum. Gerçi bu kadar karmaşanın içinde normal birilerinin olması iyiydi. Mevzunun gerçek olduğunu anlayınca kafasında bir plan oluşturdu. Bu plana göre insan olduğunu belli etmeyecek ve buradan çıkmanın bir yolunu bulacaktı. Birde şimdiden okulda göze batmış, bir goblin ve bir vampirin düşmanlığını kazanmıştı. Bu akademiden çıkmanın bir yolunu bulabildi mi dersiniz? Ayrıca kıyamam ortamı ve olanları hayali sanması, hayal sandığı halde Viktor ile kurdukları o ilk bağ resmen kalbimi ısıttı. Elbis ve olup olmadık yerlerde acıkmaları beni kahkahaya boğdu. Buradan gitmeliydi. Kaçma denemeleri bir yana artik kendini ait hissetmesi de onu zor duruma sokuyordu. Lenora ve Viktor benim üzümlü eklerim. Favori yan karakterim kesinlikle Viktor. Her şey bir yana bir de akademide kaybolan öğrenciler işi dahada ilginç hale getiriyordu. Söylemeden geçemeyeceğim bir durumda kitap içinde kitaplar ve kütüphane muhabbetine bayılmış olmam. Tilki kızım, tanrıçam neden bu çocuğumu buraya getirdiğini anlatmadı ama bolca yol gösteren kaoslar çıkardı. Kitabın en
1000Kitap
Kaos TanrısıD. S. Yon · İndigo Kitap · 20264 okunma
Reklam
Reklam