Yazmak anlaşılmak biraz
“Beni karanlıktan aydınlığa sadece yazdıklarım çıkarıyor. Bir şekilde kendimi bir karanlık odada kalabalık bir yalnızlığın içerisinde buluyorum. Yalnızlığın da türleri vardır. Bazı yalnızlıklar sakin ve dingindir fakat bazı yalnızlıklar ise kalabalıkla doludur. Bazılarının yalnızlığında öfkeli bir kalabalık vardır, ellerinde meşale ile gelip Frankenstein'i öldürmek istercesine saldırırlar. Bazıların kalabalığı ise oturur evet sadece oturur. Dünyanın yaşanılası yönünü kaybedip kendi kararsızlığımızda sürekli beton duvarlara çarptığımızdan belkide. Yoksa dinlenmek mi amacım yoksa okunmayacak binlerce metine mi esir olmak ahvalim. Hayır elbette karamsar değilim. Sadece susturmaya çalıştığım şeyler var. Onlarla başa çıkmamın tek yolu yazmak... Bir savaşın ortasında sığındığım kale'm işte. Oradada hazır ediyorum top tüfeğimi. Haberleri açıyorum ölümler.. haberler de katliamlar ve yetim kalmış çocuklar veya feryat eden analar. Benim çarem mi kalıyor. Kuralların dünyasında ben de kendimi bir kanuna kaptırmışım tıpkı bir örümceğin öleceğini bile bile veya yıkılacağını bile örüyorum ağlarımı. " Gül hemşire içinde ki merakı dindirmemiş olacak ki “Peki bu karanlıktan kurtulma yolumuz yok mu Edip Sehran bey?” “Evet var elbette. Ben herkesin öyle kendini bir odaya kapatıp sıkıcı şeyler yazmasını istemiyorum elbette. Bu hayatın kaybedeni de değilim aslında. Sadece hastalığına şifa arayan bir dervişim belki. Bir adam geliyor romantik romantik konuşuyor gibi duruyor belki uzaktan bakınca. Mecaz konuşuyor gibi. Aslında basitleştirememek belkide. Herkesin bu dünyada bir vicdan azabı vardır Hemşire hanım… Herkesin bu dünyada susturmak istediği bir canavar vardır. Benim de heralde sorunum bu bilmiyorum. Yazmak anlaşılmak telaşı belkide. Normal insan nedir sorusuna cevabım yine
'İNCİ' Bana bir ilki daha yaşattın...
65. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Zaman, en sevdiğimiz şarkının nakaratı gibi hızla akıp gitmişti. İki gün, sanki parmaklarımın arasından süzülen su misali geçti; hem çok hızlı hem de ruhumu dinlendiren bir neşeyle... Eğer önümde bu kaçınılmaz Almanya seyahati olmasaydı, Aslı’nın benim evden işe gitmesi için şartları zorlar, Zeynep teyzeyi biraz daha kalmaya ikna kabiliyetimle razı ederdim. Ama kaderin rotası çoktan çizilmişti. Veda vaktine yaklaşırken sohbetin de muhabbetin de tabiri caizse dibine vurduk. Kapanış perdesi ise, Serkan’ın ailesinin ne zaman "hayırlı bir iş" için kapımızı çalacağı meselesiyle açıldı. Zeynep teyze, şefkatli sesiyle son noktayı koydu: "İyi, güzel... Evlenme teklifi etti ama öyle isteme olmadan, nişan takılmadan olmaz bu işler İnci kızım." Mahcubiyetle karışık bir savunma refleksiyle, "Tabii ki teyzeciğim," dedim. "Ama çok yoğun. Bir müsait olsun, illaki olacak. Ben şimdi durduk yere 'ne zaman beni istemeye geleceksiniz' diyemem ki... evde kalmışım gibi!" Aslı, fırsatı kaçırır mı? Hemen atıldı söze: "Ayol turşunu kurmamıza az kalmış, sen hâlâ naz yapıyorsun! İnci Hanım, lütfen biraz hızlanın ama rica edeceğim beni de geçmeyin!" Gülüşmeler, şakalar geride kalırken kalbimde bambaşka bir gürültü kopmaya başladı. Heyecanlıydım, hem de nasıl... Ama bu heyecanın arkasına sinsice gizlenmiş devasa stres kütlesi vardı. Bu yaşıma kadar uçağa hiç binmemiştim. Şehirler arası yollarda ya otobüsün cam kenarında hayallere dalmış ya da arkadaşlarımla direksiyon sallayarak yolun tozunu yutmuştum. Zaten seyahatim bir elin beş parmağını geçmezdi. Şimdi ise demir yığınının içine girme fikri göğsümün tam üzerine ağırlık gibi çökmüştü. Kapalı alan korkusu mu demeliydim buna, yoksa istediğim an "İnecek var!" diyememenin getirdiği
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Enerji Çalışmalarında- Uyanış Kurslarında DİKKAT! +18
O alanlarla sıfırken direkt kurslardan başlamayın. Hocanın geçmişini -eğitim süreçlerini, eğitimlerini vs.- bilmeden ders almayın. Sizden çalışmalar için izin istendiğinde açık ve net şekilde izin verin: "Sadece bu bilmem ne çalışması için izin veriyorum." ile "İzin veriyorum." hiç aynı şey değil. Güzel alanlar ve bilinç olmasına rağmen bilinçsizlik çok fazla. Şifa ya da bilgi sağlayayım derken musallatlanırsınız ve direkt farkında da olmazsınız. Özellikle para verdiğiniz konserlere dahi dikkat etmeniz lazım: Özgür irade yasası var ve siz para verince oradan almaya gönüllü hale geliyorsunuz. Katılım için belirlenen ücretse ücreti sağlayınca bilerek ya da bilmeyerek katılmış oluyorsunuz... O yüzden yavaş ama emin adımlarla gidin. Hakikati bulayım derken belanızı bulmayın. En çok çocuklara dikkat edin: Korku halinde olanlara, soyutlanmış olanlara, üzgün- acılı olanlara, tembelken birden başarılı olanlara, biriyle konuştuğunu -soru/ cevap- söyleyenlere, canlı ve kıpır kıpırken birden sessizleşip melankoli hâle girenlere... Onlar tam ne olduğunu anlar ya da anlamaz ama siz anlamak zorundasınız. Bazıları çocukluktan yetişkinliğe kadar fark etmemiş veya fark ettirilmemiş oluyor. Bazılarına ise birkaç hafta sonra dahi ya kendini ya da çevresindekileri oldürtüyorlar: Tesir gücüne bağlı. Kapanık oluyor, soğukluk hissetmeye başlıyor, uyuyamıyor, karanlığa çekiliyor, simsiyah giyinmeye başlıyor, bir anda mutlu bir anda suratsız oluyor, Kuran okuyup sevinç gözyaşı akıtırken çocuk ama delirmiş çocuk aklına benziyornsonralarda asla tahammül edemiyorlar ne insanlarla görüşmeye, ne gülmeye, ne sirke kokusuna vs. öfke patlamaları, saldırganlaşma, bakışları ve yüzü tuhaf vs. oluyor. O hayattan koptuğunda ya da kopardığında çok geç oluyor. Türbeye almışlardı içine girmedi. Hocalardan
Duygu ve Düşünce
Yorgun Ruhların Gün Doğumu..
Sabahın beşiydi. Şehir henüz tamamen uyanmamıştı ama gecenin de artık gücü kalmamıştı. Gökyüzü, karanlıkla aydınlık arasında sıkışıp kalmış bir insan gibiydi; ne tamamen gitmeye cesareti vardı gecenin, ne de tam anlamıyla doğabiliyordu sabah. Apartmanın çatısında oturuyordu. Ayaklarını aşağı sarkıtmıştı. Elinde sigara vardı ama yakmıyordu. Bazı insanlar sigarayı içmek için değil, yalnızlıklarına bir şekil vermek için tutardı ellerinde. Rüzgâr yüzüne vuruyordu. Aşağıda birkaç sokak lambası hâlâ yanıyordu. Bir sokak köpeği boş caddede ağır ağır yürüyordu. Uzaklardan bir ezan sesi yükseldi sonra. Şehir, uykusundan yavaşça doğruluyordu. Ama onun içindeki gece hâlâ bitmemişti. Çünkü insan bazen sabaha ulaşsa bile karanlıktan çıkamıyordu. Başını gökyüzüne kaldırdı. Bulutlar yavaş hareket ediyordu. Ve o an garip bir şey düşündü: “Dünya milyarlarca yıldır dönüyor… İnsanlar geliyor, gidiyor… Şehirler kuruluyor, yıkılıyor… Ve bütün bunların içinde benim derdim ne kadar küçük…” İnsan bazen kendi acısının küçüklüğünü fark edince daha da üzülüyordu. Çünkü küçücük bir şeyin bile insanın içine bu kadar ağır çökebilmesi korkutucuydu. Telefonu cebinde titreşti.
Duygular
Hz. Muhammed'in ailesindeki bazı kadınlar
🤍 Halaları: ♡ Safiyye bint Abdülmuttalib: Peygamber’in halası. Oğlu Zübeyr’i cesur yetiştirmiş, Bedir ve Uhud’ da Müslümanlara moral vermiştir. Cesaretiyle “savaşçı anne” olarak anılır. ♡ Âtike bint Abdülmuttalib: Müslüman olmuş, Mekke’de İslam’ın yayılışında Peygamber’e destek vermiştir. ♡ Ervâ bint Abdülmuttalib: Müslüman olmuş, ailesiyle birlikte Peygamber’in mücadelesine katkı sağlamıştır. 🖤 Teyzeleri: - Ferîda ve Fahita: Peygamber’in peygamberliğinden önce vefat etmişlerdir, bu yüzden İslam mücadelesinde doğrudan rol almamışlardır. ●○● Önüme bir video düşmüştü. Kısıtlanmış ve biraz örtülü durduğunu düşündüm: Geriye dönünce daha çok aklıma dedesi, amcası, damatları vs. geldi. O kadar halası olduğunu da teyzesi olduğunu da yeni öğrendim galiba. Tarihte ve günümüze dek sadece erkekler yaşamış ve yaşıyor gibi davranıldığından kadınlarla ilgili bir şeyler bulabilmek için illa eşelemek gerekiyor. Özellikle tarihte, yok dinde, en çok bilimde vs. aaa meğersem her şeyde. (: Kadına yıkılan roller mi yoksa erkeklerin hayali kadın figürü mü tam bilemem ama görüldüğü üzere her yerde sekteye uğramış. Özellikle kadına çoğunlukla "ev hanımı" gözüyle bakan İslamda kadınların her alanda aktiflik göstermesi onların bir hayli canını sıkmıştır. Hoş, dini öğretirken o tarz güçlü ve aktif olanları ya es geçiyorlar ya da pasif gösteriyorlar: Okumayın, meslek sahibi olmayın, erken evlenin, ilk ailenizden sonra kocanızdan ibaret olun. Onlar gözüne perde indirmesin ama siz örtülü giyinin. İlişkiler de eş ve eş olarak değil, sahip ve sözünden çıkmaması gereken hayvan üzerine kuruluyor. Şiddet güzellemesi yapılıyor ahlak ve edep güzellemesi değil, boşanma pek önerilmediğinden o aşamada dahi boşanma yerine o evden kefenle çıkma normal görülüyor. Bedensel, ruhsal ve duygusal refaha önem
Din
Ölmüşüz haberimiz yok!!
Birkaç gündür Ağrı'da yaşamını yitiren Ayşe öğretmenin acısı,hayalleri,emekleri ve her şeyden öte akranım,meslektaşım bir gencin sessiz çığlıklarının sığmadığı dilekçeler de kaldı aklım ... Sanki günün normal bir olgusu gibi devam etme alışkanlıklarımız ne zaman bitecek diye düşünüyorum? Yazıyoruz şekil verip verip paylaşıp hikaye atıp; birkaç beğeni birkaç yorum ardından kapanış, her şey bu kadar mı yok mu başka çözümler? Neden bu kadar acımasızlıklar göz ardında bırakmalar... Kalbim zihnim bir kıyametin içinde bulanıp duruyor yarın diyorum ertesi gün diyorum birimizden biri hiç ummadığın bir anda yitip gitti ardından bir gazete manşeti birkaç söz ve masalın,hikayen dünyadaki en güzel varlığın hiçe sayılıp bir dahakine yol veriliyor ne yazık ki bu acı gerçekleri düşünürken kalbim acıyor..
Duygu ve Düşünce