Kalabalıklar İçindeki Yalnızlık: İnsan, Deniz ve Sait Faik
7/10
·134 syf.··
2026 5. kitabı
Yazıma Kopuş filminden bir alıntıyla başlamak istiyorum: "Hepimiz aynıyız, hepimiz acı çekiyoruz ve hepimizin hayatında kaos var." Ancak biz bunu giderek unutmaya başladık. Her gün kaydırdığımız telefonlarımızda onlarca insanla karşılaşıyoruz; hepsini bir-iki saniyede yargılıyoruz, imreniyoruz veya idealize ediyoruz. Sistemin aynılaştırdığı insanlar artık bizim "normalimiz" haline geliyor. Onların —belki de hiçbir zaman sahip olamayacağımız— hayatlarının, evlerinin, arabalarının ve arkadaşlıklarının bizim içi de normal olmasınu arzuluyoruz. Normali ne kadar çok sevdiğimizi bilirsiniz: Normal bir ev, normal bir hayat, normal bir aile, normal ilişkiler... Nasıl olursa olsun, yeter ki "normal" olsun. Onlardan farklı olan bizler ise kendimizi yalnız, yetersiz ve dışlanmış hissediyoruz. Farklı olmak bizim için adeta bir suç haline geliyor; oysa herkesin de tıpkı bizim gibi kendine has bir farklılığı olduğunu unutuyoruz. Nurullah Ataç’ın da dediği gibi: "İnsanoğlu bencildir. Yalnız kendiyle ilgilenir, kendi kendiyle uğraşır. Başkalarının gerçeklerini kavrayamaz. Bildiğiniz bir kabuğun içine kapanır kalırız. Bu kabuğu dışarıya değmemizi, yani gerçekle temas etmemizi sağlayacak tek şey edebiyattır; gerçekçi edebiyattır." İşte tam burada, Türk edebiyatında normalin dışına çıkarak yazdığı hikâyeleriyle Sait Faik Abasıyanık karşımıza çıkıyor. O; bir elinde kalemi, bir elinde oltasıyla bizi bu "normallik" kıskacından kurtarmaya geliyor. Sait Faik, hiç kimsenin görmediği gizemli şeyleri yazmamıştır; o, herkesin gördüğü ama kimsenin üstüne düşünmediği sıradan şeyleri yazmıştır. Hayatlarımızın "küçük insanlarını" ve gözden kaçan ayrıntılarını gözler önüne sermiştir. Onun dünyasında büyük CEO'lar veya kusursuz influencer'lar yoktur; balıkçılar, işsizler, sokak satıcıları ve o meşhur
Son KuşlarSait Faik Abasıyanık · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201917,1bin okunma
7/10
·72 syf.··
2026 48. kitabı
Konusu kısaca Bir kasabadaki hastanenin Altıncı Koğuş adı verilen akıl hastaları bölümünde geçen hikâyede, doktor Andrey Yefimiç Ragin ile hasta İvan Dmitriç Gromov arasındaki diyaloglar merkezdedir. Doktor başlangıçta pasif, kaderci ve “her şey zaten anlamsız” düşüncesindedir. Zamanla bu koğuşa ve özellikle Gromov’un fikirlerine ilgi duyar, ama sonunda kendisi de “hasta” ilan edilip aynı koğuşa kapatılır. Bu kitap en çok şuradan vurur: “Dışarıdaki düzen aslında içeridekinden daha akılcı mı?” Çünkü doktorun dış dünyası da en az koğuş kadar anlamsız ve acımasızdır. İnsan bazen dünyayı anlamak yerine, onu “önemsizleştirerek” kendini korumaya çalışıyor. Yani “nasıl olsa her şey boş” demek, ilk bakışta felsefi bir olgunluk gibi duruyor. Ama Çehov bunu tersine çeviriyor: Bu tavır, aslında hayatın içindeki acıya, sorumluluğa ve eyleme kapıyı kapatmak. Bir tür zihinsel kaçış. Koğuştaki Gromov ise bunun tam karşı kutbu gibi. O daha “canlı” bir bilinç taşıyor; acıyı hissediyor, tepki veriyor, itiraz ediyor. Ama ironik olan şu: toplum onu deli sayıyor. Burada Çehov’un rahatsız edici sorusu ortaya çıkıyor: Eğer duyarlılık “delilik”, kayıtsızlık “normallik” ise, normalliğin kendisi ne kadar sağlıklı? Benim okuduğum kadarıyla kitap şu fikri dayatıyor: İnsan sadece düşünerek değil, dünyayla temas ederek var olur. Temas kesildiğinde (duygu, sorumluluk, eylem), felsefe bile bir tür uyuşmaya dönüşüyor. Çıtır okumalık bir kitap ama çok yüksek beklentiye girmemek lazım…10/6.5
Duygu ve Düşünce
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,4bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Puan vermedi·72 syf.··
2026 50. kitabı
Altıncı Koğuş, bir taşra hastanesinin akıl hastaları için ayrılmış, pislik ve ihmal içindeki kasvetli bir koğuşunda geçen düzen karşıtı bir hikayeyi anlatır. Çevresindeki cehaletten ve yozlaşmadan kaçarak kendi kabuğuna çekilen Doktor Andrey Yefimıç, bu koğuşta kalan eğitimli ve hassas bir hasta olan İvan Dmitriç ile derin entelektüel felsefi sohbetlere başlar. Anton Çehov, bu iki karakterin delilik, normallik, özgürlük ve acı çekme üzerine yaptıkları tartışmalar üzerinden dönemin Rus toplumunu, adaletsiz düzeni ve aydınların duyarsızlığını sarsıcı bir dille eleştirir.
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,4bin okunma
Puan vermedi·216 syf.··
2026 36. kitabı
Veronika Ölmek İstiyor, her şeye sahip görünmesine rağmen hayatında anlam bulamayıp intihara kalkışan ve uyandığı akıl hastanesinde sayılı günleri kaldığını öğrenen genç bir kadının hikayesini anlatıyor. Paulo Coelho, Veronika’nın delilik ile normallik arasındaki sınırda gezinirken yaşamın ve her anın değerini yeniden keşfetme sürecini yalın bir dille aktarıyor.
Veronika Ölmek İstiyorPaulo Coelho · Can Yayınları · 2020102,6bin okunma
Muhayyel Delilik
10/10
·160 syf.·
2026 70. kitabı
Delilikle deha arasında ince bir hattın olduğu söylenegelir. Bununla beraber delinin veliye evrildiği bir süreç de söz konusudur. Delilere atfedilen akilane çıkışlar menkıbevi bir yaklaşımla deliyi veliye yaklaştırır. Fakat akli seviye bir tarafa hayaller her insan için bir normallik ölçütüdür. Tahayyül edilenlerin o kişiye has havasına ses vermek zordur. Zihnin kıvrımlarında gezmekle mümkün görüntüleri yakalamak için karakterin iyi çizilmesi zaruridir. Her ne kadar kendi halinde roman karakterleri için böyle bir görünüm beklenilse de iş karmaşık zihni çözümlemelere gelince çetrefilli bir hal alır. İslamoğulları bu eseriyle kaotik bir zihin yapısını en olağan bir şekilde sunarak edebi bir şöleni okurun ayağına getirir. Karakteri çözümleme işinin okurdan alınıp yine karaktere teslim edildiği bu düzende iç ses merhale merhale roman kurgusuna dönüşüyor. Geçmişe dönük göndermelerin kişiye dair olmaktan çıktığı anlar ise bir devrin tarihine dair izlekleri okura getiriyor. **zafer saraç Adnan İslamoğulları Zafer Saraç Muhayyel**
Edebiyat
MuhayyelAdnan İslamoğulları · Ötüken Neşriyat · 202618 okunma
Queer Edebiyat Daha Çok Var Ol !
Puan vermedi·99 syf.··
2026 44. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 01:05
Tekrar tekrar okunacak deneyim öyküleri... Annemin Kaburgasındaki öykülerde "normallik" toplumsal cinsiyet rollerine göre kurulmuş biçimde karşımıza çıkıyor: aile kurma biçimleri, kadınlığın nasıl yaşanacağı, bedenin nasıl taşınacağı, evin neye benzeyeceği, bakımın kim tarafından üstlenileceği çoğu zaman tartışmasız kabul edilen kurallar gibi işliyor. Karakterler ise bu normların içinde tam olarak yerleşemeyen, bazen onları tekrar eden ama aynı anda onlara yabancılaşan özneler olarak kuruluyor. Eğer normal denen şey tarihsel ve toplumsal olarak kuruluyorsa, dışarıda bırakılan hayatlar neden ve veya neye göre “sapma” olarak adlandırılıyor? Bu açıdan kitap, farklı olanı merkeze almaktan çok, merkezin kendisini sorgulayan bir queer duyarlılık üretiyor.
Annemin KaburgasıBurçin Tetik · İletişim Yayınları · 2020786 okunma