Bu kitap ve "Ülkenin Sonuna" kitabını yorumlarından habersiz okuma listeme almıştım. Esas sebebim sitedeki önceki incelemelerde de dikkat çekildiği üzere yazarın kimliği ve görüşlerini, deneyimlerini merak etmemdi.
Artı ve eksiler listesi yapmak istiyorum. Stand up gösterisi izlemeye bayılırım, kitap iki saatlik bir gösteri formatında ilerliyor ve bu gerçekten okumayı enteresan kılıyor. Başta hiçbir bölüme ayrılmaması korkutmuştu ve nerede mola vereceğime karar veremiyordum ama sonra alıştım. Yine de pek normal stand up'lara benzemiyor yazar hiç gösteri izlememiş mi dediğim de oldu. Bu şovları beğenip beğenmemeniz okuma deneyiminizi etkilemeyecektir.
Kitabı kafamda üç bölüme ayırdım. Ve bunlardan en yoğunu tabii ki son parçaydı. Gereğinden fazla uzatıldığını hissettim bu kısım belki de biraz ayarlabilirdi. Ne yazık ki elim bir türlü kitaba gitmedi, iki yüz sayfalık kısa bir kitabı bitirmem günlerimi aldı.
İçerisindeki şakalar vb. derken kültüre dair birçok bilgi edindim, bu kesinlikle çok hoştu. Okuduğum için pişman değilim. Fakat booker ödülünü nasıl almış onu da çok anlamış değilim.
Beni Asla Bırakma benim için en çok hüzün ve yalnızlık hissi bırakan kitaplardan biri oldu. Olaylardan çok karakterlerin iç dünyası ve kabullenişleri etkiledi beni. Özellikle her şeyin “normal” gibi yaşanması ama aslında derin bir eksiklik hissinin hiç kaybolmaması çok çarpıcıydı.
Kathy’nin anlatımı sakin ama düşündürücüydü; Ruth, Tommy ve Kathy arasındaki ilişki ise zamanla daha çok “kaçırılmış fırsatlar” ve “geç kalınmış duygular” gibi hissettirdi.
Kitap bittikten sonra geride kalan şey hikâyeden çok bir duygu oldu: sessiz bir hüzün ve yalnızlık.
Beni Asla BırakmaKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 202512,2bin okunma
Keşke bu kitap hiç yazılmasaydı ve ben de hiç okumasaydım..!
Kitabı bitireli haftalar oldu ama yorumunu bile yapamadım daha. İçim paramparça, tarifsiz bir hüzün bıraktı bende.
Bir grup psikiyatrist ve psikolog, fareler üzerinde bir deney yapar. Zekayı yapay olarak yükseltmeye çalışırlar. Algernon isimli bir deney faresinde deney başarılı olur ve zekası normal seviyenin çok üstüne çıkar.
E madem öyle bunu neden insanlarda denemiyoruz diyerek Charlie’yi denek olarak seçerler. Charlie, zihinsel engelliler sınıfındaki en azimli adamdır.
Fakat bilim insanları, fareler üzerindeki deneyin tüm çalışmalarını henüz tamamlamamıştır. Farenin zekası fazlasıyla yükselmiştir ancak zaman içinde nasıl bir değişim göstereceği henüz bilinmemektedir. Bu süreyi beklemeden Charlie’yi ameliyata alırlar.
“Not: Lütfen eğer vaktiniz olursa Algernon’un arka bahçedeki mezarına birkaç çiçek koyun olurmu.”
“Dışarıda hava soğumaya başladı ama ben Algernon’un mezarına hala çiçek koyuyorum. Bayan Mooney bir farenin mezarına çiçek koymak aptallık diyor ama ona Algernon’un özel bir fare olduğunu söyledim.”
“Kendimi anlamazsam bütün bir insan olamam…”
“Gündüzleri - düşündüm, okudum ve yazdım; ve geceleri de - kendimi aradım.”
“Önemli olan şey, ne olursa olsun yukarıya doğru koşmaya devam etmekti.”
“Sadece yalnız bırak beni… Ben kendim değilim. Paramparça oluyorum ve seni burada istemiyorum.”
“Hayata neden hep bir pencereden baktığımı bir anlasam…”
“İşte, tam böyle sevmiştik birbirimizi, gece sessiz bir gündüze dönüşene kadar.”
“Bana neler oldu? Neden dünyada bu kadar yalnızım ben?”
“Benim ışığımın senin karanlığından daha iyi olduğunu kim iddia edebilir?”
Hannah Arend/ Kötülüğün sıradanlığı
Nazi Almanyasında Yahudilerin toplama kamplarına ve gettolara naklinden sorumlu Otto Adolf Eichmann 11 Mayıs 1960’ta Buenos Airesin kenarı mahallelerinden birinde yakalandı ve İsrail’e getirildi 11 Nisan 1961’de Kudüs bölge Mahkemesi’ne çıkarıldı ve 15 ayrı iddia ile suçlandı başkalarıyla birlikte nazi rejiminin başından sonuna kadar özellikle ikinci Dünya Savaşı sırasında Yahudi halkına karşı suçlar insanlar karşı suçlar işemişti
Türkiye’de totalizm üzerine çalışmalar ile tanınan ünlü siyaset bilimci Hannah Arend bu kitabında nazi Almanyası döneminde milyonlarca Yahudilerin toplama kamplarında önüme gönderilmesinden sorumlu SS yetkilisi Otto Adolf Eichmann Kudüs’teki yargılama sürecini ele alıyor Yahudi soykırımının mimari olarak sunulan Adolf Eichmann sadist bir canavardan ziyade hatta korkutucu derecede normal bir insan olduğunu dikkat çeken Arend özellikle düşünme ve muhakeme iletişimin kaybolması ile birlikte kötülüğün nasıl sıradanlaştığını vurguluyor.
Arend ,Adolf Eichmann'ın davasını The New Yorker dergisi için takip ederken geliştirdi ve daha sonra bunu Eichmann Kudüs'te adlı kitabında derinleştirdi.
Arendt davanın başına gittiğinde, milyonlarca Yahudinin toplama kamplarına gönderilmesini (lojistiğini) organize eden Eichmann'ın "sadist bir canavar" ya da "psikopat bir nefret figürü" olmasını bekliyordu. Ancak mahkeme salonunda karşılaştığı figür tamamen farklıydı.
Kitap , Soykırım sürecini de başlık başlık ele almış
özellikler3-13 arasın bölümler Soykırım’ın nasıl planlandı nerede ne şekilde hayata geçirildiği konusunda net bilgiler sunmaktadır örneğin
İlk çözüm olarak Yahudiler sürgün etmek düşünürken ikinci çözüm olarak Yahudiler bir merkezli toplamak ve nihai çözüm olarak da öldürmeyi planlıyorlar
Soykırım sadece
Açıkçası bu kitaptan gerçekten de yüksek bir beklentim vardı ve bunun en büyük sebebi de Damla'nın (samimiokur) bu kitabı çok beğenmiş olmasıydı.
Maalesef pek de düşündüğüm gibi çıkmadı. Belki ilerleyen sayfalarda daha ilgi çekici oluyordur ancak sabredemeyeceğime karar verdim.
Yarım bırakmama sebep olan şeylerden bahsedeceğim, belki birileri için yararlı olur.
Dikkatimi çeken ilk şey yazarın anlatımıydı. Cümleleri genellikle "şu olduğunda bu oldu" şeklinde kurmuş. Daha anlaşılır olması için birkaç örnek:
1. Çatık bakışlarım onu bulduğunda ürperdim.
2. Karşısında aptal gibi durduğumu anlayıp, kendime öfkelendiğimde elimdeki kalemi tezgahın üzerine bırakıp başımı dikleştirdim.
3. Duyduklarımla dudaklarım aralandığında nefesim kesildi.
Yazar bence "ve" kelimesinden nefret ediyor. Bu tarzda kurduğu cümlelerin çoğunda "ve" kullanmış olsaydı çok daha akıcı ve güzel bir anlatım yakalayabilirdi diye düşünüyorum, en azından benim için. Tercih ettiği anlatım beni rahatsız etti, çok gereksiz buldum ve bazı noktalarda anlam da bozulmuştu. Bir örnek:
Kaşlarım çatılıp alnımın ortasında ince bir çizginin oluşmasına neden olduğunda, parmaklarımın arasında duran zarfın maksadını çözemedim.
Kaşların çatıldığı için mi zarfın maksadını çözemedin yoksa zarfın maksadını çözemediğin için mi kaşların çatıldı? Mantıkken ikinci seçeneğin olması gerekiyor, öyleyse burada cümlelerin sırası yanlış.
Sonrasında her şeyin renginden bahsedilmesi var. Bordo kadife kumaş, çizim defterinin kırmızı kapağı, giydikleri her bir kıyafet, Berna ablanın yeşil kazağı, Ekrem amcanın kahverengi gözleri... Karşımıza çıkan neredeyse herkesin göz ve saç rengini biliyoruz. Bazen de aynı şeyin renginden birden fazla kere bahsediliyordu. Feray her tayt giydiğinde taytın renginin siyah olduğundan
Bu kadın kesinlikle normal değil... Nasıl böyle kitaplar yazabiliyor hiç anlamış değilim. Nerden aklına geldi böyle ruh hastası karakterler yazmak? Bir de o kadar normal ve masum anlatıyor ki, sonrasında olanları okurken nasıl yaaa diyip kalıyor insan. Zaten sosyal medya ve flört uygulamalarını oldum olası sevmezdim. Bu kitap sağolsun artık hepsinden nefret ediyorum :)
İki farklı bakış açısını okuyoruz. Birisi Sydney adında, flört uygulamasından sevgili arayan kadın karakterimiz. Diğeri de geçmişten bahseden Tom isimli erkek karakterimiz. Sydney, şimdiki zamanı, yaşadığı olayları, arkadaşlarıyla geçirdiği vakti ve görüştüğü erkekleri anlatırken Tom ise geçmişte yaşadığı olayları, çocukluk aşkını, başına gelenleri anlatıyor.
Geçmiş geçmişte mi kaldı yoksa şimdiyi kurcalayan karanlık bir kâbus mu? Hiç kimse sandığımız kadar masum değil...
Gerçekten her sayfası beni şaşırttı. Tahmin ettiğim kısımlar da vardı tabii ki ama neyin ne sebeple yapıldığını okumak beni epey şaşırttı. Bu kadarını tahmin edemezdim. Bu yazardan çokça kitap okuyunca bir yerden sonra katilin kim olduğunu az çok tahmin edebiliyorsunuz ama cinayet sebepleri... Her kitabıyla beni soluksuz bıraktı, bu da en az diğerleri kadar harikaydı benim için...
Keyifli okumalar dilerim...