Uygurların maruz bırakıldığı sistematik baskıların sebepleri arasında, düzenli biçimde beş vakit namaz kılmak, üst sıralarda yer alan bir "suç." Çin polisi tarafindan gözaltına alınan, tutuklanan veya "eğitim kamplarında" tutulan çok sayıda Uygur'un tanıklığı, namazın bir "suç" şeklinde algılandığını ortaya koyuyor. Konuyla alakalı yaptığım okumalarda, karşıma çok absürt, inanılması güç ama aynı derecede hazin ve trajik örnekler çıktı. Mesela onlardan birinde, nos işlemediği halde gözaltına alınan bir Uygur, ifadesi sırasında polisin kendisine su teklifi yaptığını anlatıyordu: "Bize yakın çevrenden, bizzat tanıdığın, günde beş vakit düzenli namaz kılan birkaç kışının ismini ver, seni serbest bırakalım!"
"Senin gözünde ben kimim?" diye sordu sonunda.
"Nossun," dedim sonra. Çok güç olsa da yine. Birkez daha. Bin kez daha yapabileceğim gibi, "Benim Nos'umsun. Yıldızımsın. Karanlık, onun olduğunu düşünüyorsa da sen benim aydınlığımsın işte."
"Alışmak sana ihanet gibi geldiğinden kızdın değil mi bana?"
"Biraz."
"Vefasız bir dost olduğumu mu düşünüyorsun?"
"Asla."
"Kötü bir refakatçi?"
"Hayır, Zaina. Yalnızca yılmazlığın bana yabancı geliyor, yoksa yanlış ya da kötü olduğu falan yok."
"Bu yılmazlık değil, güzel kızım. Nos'un yokluğunun bende açtığı yaranın ilk zamanlar nasıl kanadığını sen de biliyorsun. Ama o yara kapanıyor artık. Geride kendi kadar koca bir iz bıraktı elbette. Fakat Nos, benim için yıllardır yok. Sense onu tekrar, daha yeni kaybettin. Tam anlamıyla kapanmamış yaran yeniden deșildi, yine oluk oluk kanıyor."