Lisede biyoloji derslerinden çektiğim sıkıntıyı bir Allah bilir. Ribozom, lizozom, hücre içi, hücre dışı derken insanın zihni bir labirente girer. Üniversitede bazı hukuk derslerinde de aynı çileyi
‘Diğerlerinin’ istilacı normalliklerinin gücüyle, aralarında görünmez ve uçsuz bucaksız sınır çizilecekti. ‘Onlar’, ailelerinin gürültücü gururu olacaklardı, hayat saçnlar, biçimsiz bedenleri ve çukur damakları yok sayan bu kalabalık ve gürültülü varlıklar, özel bir koltuktan çıkarılmaya ihtiyaç duymadan arabalardan adeta fışkıranlar. Kötü bir not yüzünden kâinatın yerinden oynadığı sınıf arkadaşları ve onların acınası üzüntüsü. Tiksintiyi tercih edilir kılan, katlanılmaz bir nezaketin ya da merhametin tebessümü. Ağabeyi yalnızlığa gönderecek olan yüzbinlerce küçücük hal ve durum olacaktı.
…
Ama aynı zamanda, ağabey ‘onlarla’ uyuşup anlaşmal gerektiğini biliyordu, ‘onlar’ çoğunluktı ve her yerdeydi. Onlardan kopmamak gerekiyordu. Ağabey onları normallik susuzluğunın dindirildiği bir yalak gibi görüyordu.