Kitabı okumadım...
Petersburg şehrinde gezinen bendim. Kutu gibi odada kaldım; kapıyı açmak için yatağımdan kalkmama gerek kalmayacak kadar küçük bir odada...
Üniversite öğrencisiydim. Kendi dünyamda, hiç kimseyi almadan yaşadım; yaşamak denirse...
Parasızdım fakat bunu dert etmiyordum. Çünkü elimdeki son kuruşları dahi yardıma muhtaç insanlara veriyordum. Bu onları sevdiğim için değil, o an onu yapmak istediğim içindi.
Aileme karşı sürekli bir borç altında kalıp minnet duyguları beslemek yoruyordu. Bir şeyler yapmalıydım ama bunu üstümdeki pejmürde elbiselerle yapmak ağırıma gidiyordu. Dilenebilirdim, evet, evet dilenmek... Ama kibrim buna müsaade etmiyordu. Kimseden karşılıksız bir şey almaya alışkın değildim. Bu, onların alanıma girmesini kolaylaştırdığı için buna müsaade edemezdim.
Çünkü ben özel bir ruhtum... Belki de ruhum, Napolyon'un evrimleşmiş hâliydi. O benim durumumda olsa acımadan kılıcını savurur, öldürür ama sorgulanmazdı. Çünkü o bir kahramandı. Neden ben de kendi zihnimin imparatoru olmayayım ki?
Zihnim, para kazanmaya çalışmadığı kadar kusursuz bir cinayet planı yaptı(!).
Evet, çünkü o iğrenç bir kadındı. Ölmeyi hak ediyordu! Boşuna oksijen masrafı! Yeryüzünden bir pisliğin gitmesine neden olmak!
Ahh, harika...
Bunu ancak benim gibi yüce düşünceler sahibi biri yapabilirdi...
Yaptım da...
Ama hayır, hayır! Duraklamam pişmanlık gibi görünmesin. Pişman değilim. Yine olsa yine o baltayı alabilirim...
Ama bu hezeyanlar da neyin nesi?.. Ahh, bu halüsinasyonlar!
Nefret ediyorum. Herkesten nefret!
Yaşadığım gerçekler hiç de hayalimdeki gibi tatminkâr değil...
Neden beni suçlu görüyorsunuz?
Bir adamı öldürmek madem suç, peki içkiye sarılıp da ailesini yok eden zihniyet? Bu da bir cinayet değil mi?
Svidrigaylov gibi arzularının peşinde