Bazen insanlar, geçmişte yapılmış bir iyiliği ya da kurulmuş bir yakınlığı gelecekte sınırsız bir hakka çeviriyor. Ben senin için bunu yapmıştım cümlesi tam da buradan doğuyor. Oysa geçmişte yapılmış bir şey, bugünde sonsuz erişim hakkı vermez. Daha önce yanında olmuş olman, bundan sonra her koşulda aynı yerde durmak zorunda olduğun anlamına gelmez. Çünkü insan ilişkileri sabit değil; canlıdır. Değişir, dönüşür, sınanır, yeniden şekillenir. Sınır koymak çoğu zaman ilişkiyi bitiren değil, aslında daha dürüst hale getiren bir şeydir. İnsan istemediği halde evet dediğinde, kapasitesi olmadığı halde yük aldığında, içinden gelmediği halde uyum gösterdiğinde dışarıdan sorun çıkarmıyormuş gibi görünebilir. Ama içeride yorgunluk, kırgınlık ve birikmiş öfke oluşur. Sonra bir gün o birikim çok daha büyük bir kopuş olarak geri döner. Bu yüzden zamanında konmuş bir sınır, geç kalmış bir patlamadan daha sağlıklıdır. Bir talebi reddetmek, bir insanı reddetmek değildir. Her isteğe açık olmamak, herkes için kötü niyet taşımak değildir. Bazen sınır, ilişkiyi korumanın tek yoludur. Çünkü insan ancak gerçekten verebildiği yerde samimi kalabilir. Zorla, suçlulukla, minnetle ya da geçmişin baskısıyla sürdürülen yakınlıklar ise bir yerden sonra içtenliğini kaybeder. Bizi en çok yoran şey, sınır koymanın hala ahlaki bir açıklama gerektiriyor olması. Oysa bazen tek gerçek şudur: istemiyorum. Yapamıyorum. Bana iyi gelmiyor. Benim değerlerimle örtüşmüyor. Şu anda buna yerim yok. Bu cümlelerin hepsi yeterince geçerli olabilir. İnsan her kararını karşı tarafın duygusal beklentisine göre vermek zorunda değildir. Bence olgun ilişki tam da burada başlıyor. Karşındaki insanın sana yakın olmasını istemek ama onun sınırına da saygı duymak. Destek görmek ama bunu sınırsız hak gibi yorumlamamak. Geçmişte
Substack
Sorun bilgisizlik değildi. Kendime acımakla meşguldüm. Bu cümleyi ilk duyduğumda sert gelmişti. Ama biraz durup düşününce kendimde de karşılığını gördüm. Çünkü bazen insan gerçekten zorlandığını kabul etmek yerine, zorlanmasının hikâyesinin içinde yaşamaya başlayabiliyor. Ve bazen insanın en konforlu yeri, değişmeye çalıştığı yer değil; kendini açıklamaya çalıştığı yer olabiliyor. Bugün çoğumuz ne yapmamız gerektiğini biliyoruz. Daha fazla dinlenmemiz gerektiğini. Daha az karşılaştırmamız gerektiğini. Bazı korkularımızın üzerine gitmemiz gerektiğini. Mükemmel anı beklemememiz gerektiğini. Ama bilmek ile yapmak arasında görünmez bir boşluk var. Çünkü değişim sadece bilgiyle gerçekleşmiyor. Sinir sistemi de işin içinde. Nörobilim bize şunu söylüyor; beyin öncelikle haklı olmakla değil, güvende kalmakla ilgileniyor. Bu yüzden bazen yeni olan iyi olsa bile eski olana dönüyoruz. Çünkü tanıdık olan, belirsiz olandan daha güvenli hissettirebiliyor. Belki de bu yüzden insan bazen değişmek istiyor ama aynı yerde kalıyor. Sorun isteksizlik değil. Sorun, bedenin henüz o değişime güvenememesi olabiliyor. Kendine acımak insanı olduğu yerde tutabiliyor. Şefkat ise hareket edebilmesi için alan açıyor. Biri "Ben zaten böyleyim" diyor. Diğeri "Zorlanıyorum ama yine de devam edebilirim" diyor. Biri hikâyenin içinde kalıyor. Diğeri hikâyeyi görüp yoluna devam ediyor. Psikolog Kristin Neff'in araştırmaları bunu çok net gösteriyor; öz şefkat motivasyonu azaltmıyor. Tam tersine, insanların hatalarından sonra yeniden ayağa kalkmasını kolaylaştırıyor. Çünkü insan değişimi çoğu zaman korkuyla değil, güvenle sürdürebiliyor. Belki de şefkat tam olarak bu. Kendini bırakmamak. Eskiden cesaretin korkunun geçmesinden sonra geldiğini sanıyordum. Önce hazır hissedecektim. Önce daha çok
Substack
Reklam
Link paylaşımı
Link Paylaşımı tek1bilinc.blogspot.com/2026/06/zerone-... academia.edu/resource/work/1... TÜRKÇE: NEDEN OKUNMALIDIR? 1. Çağımızın En Büyük Sorusuna Cevap Arar: Dijital çağda insan olmak ne demektir? Bu metin, yapay zeka, algoritmalar ve veri çağında insanın özünü kaybetmeden nasıl var olabileceğine dair derinlikli bir cevap sunar. 2. Teknoloji Eleştirisinin Ötesine Geçer: Yalnızca teknolojiyi eleştirmez; insanın ontolojik ve ahlaki durumunu bütüncül bir şekilde ele alır. Dijital zindandan kurtuluş için bir reçete sunar. 3. Bilgi ile Bilgelik Arasındaki Farkı Netleştirir: Bilgi çağında yaşıyoruz ama bilgelik çağından uzağız. Bu metin, bilgi ile bilgeliği ayıran çizgiyi kesin bir şekilde çizer ve bilgeliğin karakterle ilgili olduğunu gösterir. 4. Pratik Bir Rehber Sunar: Yalnızca felsefi tartışma yapmaz; Bilgenin On Mührü, Kırk Mühür, Yüz Soru ve Sükûnet Risalesi ile günlük hayata uygulanabilir bir rehberlik sağlar. 5. Disiplinlerarası Bir Derinlik Taşır: Kuantum fiziği, nöroloji, psikoloji, teoloji, tarih ve felsefeyi bir arada kullanarak zengin ve çok katmanlı bir okuma sunar. 6. Tevazu ve Dürüstlük Üzerine İnşa Edilmiştir: Metin, kendi perspektifini açıkça beyan eder, okuyucuyu sorgulamaya davet eder ve tarihsel sapmalara karşı uyarı notlarıyla titizlikle hazırlanmıştır. 7. İnsanı Veriye İndirgemeyen Bir Ontolojik Savunmadır: Günümüz dünyasında insanı veriye indirgeyen anlayışa karşı, insanın aşkın ve indirgenemez bir varlık olduğunu savunan güçlü bir ontolojik savunma sunar. 8. Gelecek Kuşaklara Bir Miras Niteliğindedir: Bu metin, bir çağa tanıklık eden ve gelecek kuşaklara aktarılması gereken bir miras olarak okunmalıdır. ENGLISH: WHY SHOULD IT BE READ? 1. It Addresses the Greatest Question of
first date'de erkeklere sorulması gerekenler (girls take notes asap): - necip fazıl'ın bekleyen şiirini ele alalım, evet beklenen değil bekleyen. ben bir ceylan gibi duru, sakin ama bir o kadar savunmasız olsam karşımda canavarlaşıp senden kaçmama sebep olacak kadar fırtınalı bir aşk mı yaşatırdın? yoksa bu ceylan-canavar metaforunu sadece erotik bir manada mı düşünelim? - bataille'in yazdıklarından nasibini aldın mı? aldım dersen fazla iddialı olur ve masadan kalkıp giderim. - tanju okan şarkı sözlerini kendi yazsaydı türk leonard cohen olabilir miydi yoksa sadece sesi karizmatik olan bir adam olmaktan mı ibaret? - rabbinin kim olduğundan gerçekten emin misin? kabre girdiğinde rabbin kim sorusuna Allah diyebileceğinden emin misin? - decameron'daki rahibe ve bahçıvan öyküsündeki yakışıklı sağır oğlan sensin diyelim. rahibeleri kötü yola düşürür müydün yoksa bu isteğe rağmen hiçbir şey yapmayacak kadar irade sahibi mi olurdun? - bu bir pipo mudur yoksa değil midir?
Duygu ve Düşünce
My Liberation Notes (2022)
“İnsanları her zaman korkuluklara benzetirim, gerçekte ne olduklarını bilmezler, sadece olmaları gerektiği gibi davranırlar."
Dizi Alıntısı
Sükûtun Değeri
Cümle denen o kırılgan bina, taşıyıcı kirişlerini sükuttan alır. Boşluğu doğru ayarlanmamış bir söz, ilk sarsıntıda çöker. Bu yüzden sükûtu kararında ayarlayabilmek biraz mimarlık hüneridir. Bir cümlenin ağırlığı, içindeki kelimeler kadar; öncesindeki duraksama ile de belirlenir. Düşünülmeden kurulan söz, bir itiraza muhatap olduğunda yıkılır. Sustuktan sonra söylenen söz ise çok daha sağlam durur; çünkü arkasında bir “süzgeçten geçiş” vardır. Yazımın devamı için tıklayınız, ayrıca substack hesabımı takip ederseniz beni mutlu edersiniz. substack.com/@ruhundipnotlar...
Edebiyat
Reklam
Reklam