Zamanın kıyısında
Bir rüzgar eser yaşanmışlıklardan
Dalgaların çekilişiyle ıslanmış
Kumsal gibi hatıralar
(...)
Nerede başladı gökyüzü
Nerede bitti deniz
Gökyüzünü deniz sanan
Balıklar gibiyiz
Bellleğin en sığ yerinde
Kabarcıklaşır hatıralar
Denizin çekilişiyle kaybolup
Yeni bir dalgayla ortaya çıkarlar
Bizi sen davet ettin bu senin sofran
Yemek mis gibi kokuyor salatalar taze
Müzik güzel aydınlık iyi her şey tam olması gerektiği gibi
Ama nasıl desem bir şeyler
Bir şeyler eksik sanki
Sen iyisin çiçekler güzel örtüler yeni
Tertemiz oturduk muhabbet de güzel hani
Ama birkaç lokmada bir ağız tadımızı bozan
O kavruk, o bozuk acı
Sen de biliyorsun İstemeden gelip buluyor bizi
Hava desen yılın en güzel vakti
Kırlardan tepelerden toplanıp gelmiş
Serin mavi gönülçelen bir esinti
Ama bizim gözlerimiz neden
Nedendir bilmem sabah dört gibi mora çalıyor
(...)
Bizi sen davet ettin bu senin sofran
Cömertsin kendince, emeğin de var
Ama bir şey daha var
Bizden önce gelip yerleşmiş masaya
Dün gibi, geçmeyen geçmiş gibi
Nasıl desem Kötü bir tarih bizimkisi
İçimde kıpırdamayan ağır bir taş.
Adı silinmiş bir sokak tabelası gibi susar.
Dünya "gül" deyip uzatıyor elini bana,
Benim avucumda pas tutmuş bir bıçak parlar,
Geceler içime kıvrılan bir merdiven,
Her basamakta biraz daha eksiliyorum.
Karşıma dikilmiş gölgem, inatçı bir bekçi
Kendi bakışımdan bile kaçıyorum.
Sorularım var, susturulmuş mahkümlar gibi
Küllenir dilimde yarım kalmış cümleler
Neye inansam elimde kum gibi dağılır,
Neyi tutsam parmak aramdan süzülüp gider.
Yüzüme sıvanmış ince bir "iyiyim" maskesi
Herkes benden sıradan bir gülüş bekler.
Oysa ben çoktan içimden çekip gitmişim,
Yerimde duvara yaslanmış bir suskunluk bekler.
bilirim unutmaz hiçbir yara üstü kapatılan yüzünü
bu çok eski bir acı her sesin içinde gizli
bu sesi gökyüzünün kanatlarında göçe zorlanan kuşlar da duyar
bölünmüş bir yara ile bölünen kalbin öteki sınırını geçerken