Hayatında; bir dev içinde vaka başlar biterse, bu nevi bir başlayış fark etti. Seviyordu. Bu sevgi alı aylık bir yığın hatıradan sonra uçap gidiyordu, iki saatlik, bazen iki senelik bir hatıradan, bir boş hadiseden sonra bitiyordu.
Mektep başlıyor, o da bitiyordu. Düşündü ki lise tahsilini bitirinceye kadar on mektep değiştirmişti. Vasati olarak hepsine birer sene düşüyor. Acaba bütün insanların hayatı da bu şekilde birtakım kopuk, yarım şeritlerden mi ibarettir? Romanlarda olduğu gibi bir başlangıç, bitiş arzu ediyordu. Her yarım şey, yahut her bütün fakat az şey onda inkisarlar, hüzünler yaratıyordu. Fakat yine de düşündü ki bu yarım yarım şeylerdir ki ona yeni yeni yaşamak hamleleri vermiştir.
Fakat ne de olsa Fahri bir maceranın, bir romanın, başlayıp biten bir vak'anın içine kendini atmak istiyordu. Kalktı. Sevdiği kıza bir mektup yazdı:
"Canım,
Toprak en sonunda -insan ölünce üzüyorsa- insanın kendi boyundan bir karış uzun, beş karış enliliğinde, bir buçuk metre derinliğinde, insanoğluna yetişiyor. Ama yaşayan insanın, belki yedi sekiz dönüm, belki de biraz daha fazla bir toprağa ihtiyacı olsa gerek.
İnsanoğlunun en basit, en temiz geçinme yolu, en büyük, en şerefli işi toprak kalmış. Kendi emeğiyle toprağı ekip biçerek, yahut kendinden başka türlü görmediği insanlarla ekip biçerek yaşama tarzı en namuskâr bir çalışma tarzı olduğu bence muhakkak.
Senin toprağı sevdiğini bilirim. Sen basit insanları seversin. Basit, temiz yaşamak, tek gayendir. Ne olur canım? Ne olur? Gel evlenelim. Günün birinde insanların mesut olacaklarını, iyi günler göreceklerini söylerdik. O zaman birbirinden daha güzel meslekler sayar, tahayyül ederdik.
Sen bunların içinde en güzelini, bir sürünün başında çobanlığı seçmiştin. Hemen hemen bütün şairlerin bilmeyerek arzular göründüğü, sever